Ölümsüz Kitaplar Müzesi – Kütüphane

Arapça kütüb ve Farsça hane kelimelerinin birleşmesinden oluşan bir sözcüktür kütüphane. Kütüb kitaplar demekmiş, hâfz-ı kütüb kütüphane memuru, dâr-ül kütüb okuma salonu… Hane ise malum hala kullanılan bir kelime; ev. Türk Dil Kurumu’na göre kütüphane namı diğer kitaplık. Günümüzde kütüphane sadece kitaplar için değil her türlü sanat eserinden oluşan arşivleri ifade etmek için kullanılıyor. Ama tabi kütüphane adını taşıyan kurumların hemen hepsi basılı eserlerden oluşan arşivleri ifade ediyor hala: Kitaplar, dergiler, ansiklopediler…

Kütüphaneler hakkında yazma fikri tam da bugün halk kütüphanesine kitap almak için gitmişken ortaya çıktı. Dönüş yolunda da biraz konunun çerçevesini çizip şekillendirdim diyebilirim.

Kütüphane benim için okumayı öğrendiğin 1.sınıf öğrenciliğim günlerine dayanan bir yuva esasında. Okul kütüphanemizde kitap sayısı oldukça yetersiz olduğu için, ilkokul öğretmenimizin kendi oluşturduğu sınıf kütüphanemiz de vardı.  Burada bulunan kitapları sınıf arkadaşlarımla değişmeli okurduk. Ve tabi ki buradaki kitap sayısı da oldukça az olduğu için bize yetmiyordu. Böylece tanıştık halk kütüphanesi ile. Burada güncel serileri, eğlenceli renkli kitap ve ansiklopedileri, güncel yayınları takip ederdik. Kütüphanenin ilkokul çocukları için ayrılan bir iç bölümü vardı. Burası benim için her zaman rengarenk ve büyülü bir yer gibiydi. 6.sınıfa başladıktan sonra (o zamanlar 5+3 ilköğretim sistemi vardı) ise yetişkin bölümüne geçiyorduk. Artık büyüklerin okuduğu yayınları okuma ruhsatımız olması sebebiyle o günlerin, ayrı bir heyecanı vardı. Yetişkin kitap bölümüne ilk geçtiğim günü hatırlıyorum hala.

Küçük bir ilçede büyümemin artılarından biridir kütüphane alışkanlığı. İlçede her yere erişim oldukça kolaydı. Ev, okul, kütüphane arası ekstra yollar kat etmek gerekmiyordu. Bu durum kütüphane alışkanlığımı beslemiştir diyebilirim.

Okulun hemen yanındaki bu binaya, her hafta mutlaka uğrardık. Bazen teneffüslerde koşup kitap değiştirmeye gittiğimiz olurdu halk kütüphanesine. Havaların ısındığı zamanlar ise kütüphane ile ilişkimiz kitap alıp çıkmaktan öteye geçer, ders çıkışı ödevlerimizi hızlıca burada yapıp oyun oynamak için koşturduğumuz bir yer haline gelirdi. Evet, yanlış duymadınız, günlük ev ödevlerimizi hemen okul çıkışı halk kütüphanesine gidip yarım saatte yapar, ardından mavi önlükleri çıkarır çantalara tıkar, akşam ezanı okunana değin sokakta oynardık.

Kütüphanelerin kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya yönelik etkisini tartışmaya gerek görmüyorum. Takdir edersiniz ki bu herkesçe bilinen bir şeyin boş yere tekrarı olacak yalnızca. Onun yerine bu yazı içinde kütüphanelerdeki kitapların okuma alışkanlığına etkisinden kısaca söz edeceğim.

Küçük bir ilçede yaşamamıza rağmen ilçemiz kütüphnanesinin dev bir kitap arşivi vardı. Devamlı yeni kitaplar alınır, bir süre masalar üzerinde sergilendikten sonra bu kitapları almamıza izin verilirdi. Bu kitapları önce alabilmek, önce okuyabilmek için içimde duyduğum heyecanı neredeyse 30 olmuş yaşımda pek az şeye karşı hissedebildiğimi söylemeliyim. İlçenin kütüphanesinin büyük olduğunu lisede şehir merkezinde okuduğum dönemde il halk kütüphanesine üye olduğum zaman fark ettim. Oradaki kitaplar oldukça eski ve az sayıda idi. Yeni kitap alımı ilçeye göre oldukça düşüktü. Benzer türde kitapların ağırlıklı bulunduğu bir kütüphaneydi. Pek işimi görmedi yani. Yine de dönemin Grange’larını, Koontz’larını, Dan Brown’larını buradan tedarik edip okumuştum.

Diyeceğim o ki, kendi hayatımda yaşadığım bir şanstır kütüphanesi büyük bir ilçede büyümek. Hala o ilçenin o kütüphanesinden kitap alıyorum. Büyümüş olduğumdan mıdır bilmiyorum artık yeni kitapları kovalamıyorum, hatta o reyonu es geçiyorum. Eski, kıyıda köşede kalmış kitapları buluyorum raflar arasından. Ve biliyor musunuz hiç de tozlu olmuyorlar. Hala dipdiri ve heyecan dolu onların kapaklarını açmak.

Oldum olası kitapevi gezmeyi seven insanlardan olmadım zaten. Kitapevi gezmek benim için herhangi bir mağaza gezmekten çok farklı değil. Soğuk, tertemiz, yepyeni, cillop gibi kapaklarını açmak, zor çevrilen sayfalarını çevirmeye çalışmak, daha çok satsın diye sürekli yenilenen çekici kapaklarına takılıp kalmak. Kapağına aldanıp çok kitap aldım beş para etmezlerdi. Reyonlar arasında elime tutuşturup kitapları hangisini alacağıma karar veremediğim çok sefer oldu. Oysa kütüphane öyle mi? Sessiz adımlarla kütüphanede yürümek, ölümsüzlüğünü ilan etmiş kitapların sayfalarını karıştırmak, yaşanmışlığını hissetmeye çalışmak, kimi zaman sayfalar arasından bir not bulup bunu yazan insanları tahayyül etmeye çalışmak…

Evet, sanırım bu yaşa geldiğinizde mantıkçı ve gerçekçi zihniyetiniz bir miktar romantikliğe adımlayabiliyormuş.

*

En yakın kütüphaneye gidip kitap dolu raflar arasındaki atmosferi solumanız ve sevmeniz temennisi ile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s