Adeta Bir Mühendislik Harikası

Pandemi koşullarında yeni yeni merak saldığım bir şey oldu balık tutmak. Ege bölgesinde inzivaya çekiliğim zamanlarda Aydın ili sınırlarındaki Menderes nehrine gidip balık tutmak en sık yaptığım şeyler arasındaydı. Her balığa gidişimde de yanı başından geçtiğim bir antik kent vardı. İzmir tarafından Bodrum yoluna doğru girdiğinizde eski Didim yolundan giderseniz, o köylerin içinden geçen bakımsız yol sizi Priene’ye çıkaracak. Doğanbey ve Güllübahçe köylerinin hemen arkasındaki Mykale dağının eteklerinde bir mühendislik harikası görüyorsunuz. İşte bu yazımda oraya gidiyoruz.

Önceki yazılarımda çocukluğumun geçtiği, adeta antik hemşerilerimin yaşadığı şehirlerden bahsettim. Sırasıyla Tralleis, Herakleia, Myus, Miletos ve Didim Apollon Tapınağı. Bu zinciri tamamlayacak olan Priene antik kentiydi. Bu saydığım şehirlerin tarihini ve kaderinin birbirlerine çok benzediğinden bahsetmiştim. Hepsi zamanının önemli kentleri iken gerek savaşlar gerekse Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlar ile terk edilmiştir. Priene’nin de sonunu aynı olaylar getirdi.

Antik çağda bilim ve sanata yön veren filozoflardan biri olan Bias’ın yaşadığı kentti. Coşkulu ve güzel konuşmasıyla bilinen Bias, Priene kentinin yasalarını oluşturan bir hukukçu olarak da bilinirdi. Şehre gelen birçok saldırıyı kurnaz politika yetenekleri ile birlikte defetmeyi başarmış ve hep doğrunun, iyiliğin yanında olarak yöre halkına güven vermişti.

Görsel: Burak Karaoğlu

Şehrin doğu kapısından giriş yaptıktan sonra çok uzun bir merdiven göreceksiniz. Bu uzun merdivenler aslında şehrin mimarisi hakkında önemli bir ipucu da veriyor bizlere. İlk olarak Miletli mimar Hippodamus tarafından düşünülen ızgara plan ile inşa edilmiş burası. Bu ızgara planı, şehir planlamacılığı tarihinin hala kullanılan en parlak fikriydi. Şehir, bir ana cadde ve her biri o caddeye bağlanan birçok sokaktan oluşuyordu. Izgara planı gereği o sokaklar da başka diğer sokaklar ile birbirlerine bağlanıyordu. İşte başta bahsettiğim merdivenler ise bu sokakları oluşturuyordu.

İnşaat mühendisliği biliminin gelişimi açısından da önemli bir yerdir Priene. Çünkü şehrin bulunduğu arazi aslında üzerine inşa etmek için elverişsiz bir yerdi. Oldukça dağlık ve yontması (oyması) zor kayalardan oluşuyordu. Bu kayaları önce oymak ve şekil vermek, daha sonra buradan çıkan malzemeleri ile çıkılması zor yamaçlara merdiven yapmak ve sonunda o merdivenlerin çıktığı bir ana cadde yapıp etrafına da yapılar yapmak. Bu dönemin teknolojisiyle bile zorlanacağımız işler bunlar.

Görsel : Rocio Espin Pinar

Priene şehrindeki ilk arkeolojik çalışmalar 19. yy’da Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılıyor. İlk buluntular şehrin M.Ö. 8. yy’a tarihlendiğini gösteriyor bizlere. M.Ö. 4.yy’da ise şu anda olduğu dağ yamacına inşa ediliyor Priene. 5 bin kişilik pek de büyük olmayan bir şehir olan Priene M.S. 13. yy’da tamamen terkediliyor.

Şehre sahip olmuş en önemli hükümdarlardan biri Büyük İskender idi. M.Ö. 300’lü yıllarda şehre geldiği biliniyor. Şehirdeki birçok inşaat faaliyetine maddi destek sağlayan Büyün İskender’in, Priene’de bir de evi bulunuyor. Şimdilik sadece çimenlerin içinden zor görünen taş kalıntıları kalmış olsa da “Alexander’ın Evi”ne ulaşmak için hayli yürümek zorundasınız.

Görsel: Burak Karaoğlu

Her antik kentin tiyatrosundan bahsetmeden geçemeyiz. O dönemde insanların sosyal olanaklarının ne kadar kısıtlı olduğunu düşünecek olursak devasa tiyatrolar daha anlamlı hale gelecektir. 50 sıralı caveası ve 5000 kişilik kapasitesi ile çağdaşı tiyatrolara göre küçük görünse de tiyatronun tepesinde oturup izlediğiniz deniz manzarası ile benzersiz şeyler hissettiriyor.

Bir önceki yazımda bahsettiğim Didim’deki Apollon Tapınağı’nın da mimarı olan Pytheos’un yaptığı Athena Tapınağı’na geldi sıra. İyon sütun düzenine sahip olmasının yanında 24 adet yivli sütun da kullanılmıştı. Klasik dönem Helen mimarisinin alışılmış örneklerinden olan Athena Tapınağı’nı görmeniz çok mümkün değil. Çünkü Priene’yi gezen herkes önünde fotoğraf çekilmek için sıra bekliyor ve oldukça kalabalık oluyor.

Ege bölgesindeki antik kentlerden bahsederken sürekli demokrasisi ön plana çıkıyor. Priene’de Belediye meclisi denilen Bauleuterion ile Hükumet meclisi de diyebileceğimiz Prytaneion birbirinden ayrılmıştır. İkisinin toplam kapasitesin 640 kişi civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu sayıya bakarsak nüfusun önemli bir kısmı kararlara da etki ediyordu.

Görsel: Burak Karaoğlu

Şehrin alışveriş merkezi de diyebileceğimiz agorası şehir merkezinde bulunuyordu. Agorada bulunan heykel altlıkları, buranın geçmişteki şatafatlı halini hayal ettiriyordu. Agoradan küçük bir merdiven ile stoaya çıkabiliyorsunuz. Burası da şehrin tapınma alanıydı. 49 tane dor sütunu, 24 tane iyon sütunu olduğu düşünülen stoada tapınmak için 15 tane de oda yer almaktaydı.

Bu şehri dünya tarihinde önemli kılan şeylerin başında mühendislik bilimine yaptığı katkılar geliyordu. Temiz suyu şehre dağıtmak ve kirli suyu da şehirden toplayıp uzaklaştırmak için son teknoloji kanal sistemleri kullanılırdı Priene’de. Şehrin kapasitesinin üzerinde su depolayan Priene halkı, olası bir felaket için hazırlıklar da yapmıştı.

Priene, hem tarih ile alakası olmayan gezginlere hem de tarih bilgisi olan arkeoloji meraklılarına zevkli bir gezi vadediyor. O devrin insanlarının yaşamlarını hayal etmek ve şehir hayatından sıkılan zihinlerimizi bir nebze olsun özgürleştirmek için sizleri Priene Antik Kenti’ni gezmeye davet ediyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s