İnadına

Merhaba sevgili okur, derginin bu sayısında herkesin sürekli maruz kaldığı ve sanıyorum az buçuk rahatsız olmaya başladığı bir ifadeden bahsedeceğim: İnadına.

İnadına yaşa, inadına gülümse, inadına mutlu ol, inadına başar, inadına yap… Çokça türevini duyuyoruz her türlü sosyal mecradan. Önceleri reklamlarda, pazarlama politikaları aracı olarak kullanılan bu kelime, şuan herkesin diline pelesenk olmuş durumda.

Bir gün bir arkadaş meclisinde, dertlendiğin sıra arkadaşının ağzından çıkıveriyor; “Onlara inat mutlu ol!” Bir başka gün Instagram hikayelerinde ht #inadına olan paylaşımlar beliriveriyor. Yine reklamlarda “Siz özelsiniz, özel davranılmayı hak ediyorsunuz, diğer insanlar sizin özel olduğunuzun farkında değilse bu onların kabahati” alt metinli inadınalar. “İnadına” başlıklı kendini kişisel gelişim kategorisine sokan ancak asla kimseyi geliştiremeyecek bayağı edebiyat yapan kitaplar boy gösterir oldu kitapçı vitrinlerinde. Hatta öyle bir hal aldı ki “İnadına” mesajı veren şarkılar yığıldı kaldı.

Tanımlar Ne Diyor?

Öncelikle burada konuya giriş babında bir TDK tanımı alalım. Şöyle der TDK inat;

  1. Bir konuda direnme, ayak direme, diretme, direnim
  2. Birine karşı çıkma, karşı düşünce ileri sürme

Yine TDK’nın inadına kelimesinin tanımı şu şekilde;

  1. Terslik olsun diye
  2. Gereğinin, istenilenin tersine

Görüldüğü gibi, inat olumsuz çağrışımlı bir kelime. İnadına da yine benzer şekilde bir olumsuzluk timsali. Yani birine inat olsun diye yaptığımız tüm o şeyler iyi şeyler değil çünkü temelde inat iyi bir şey değil.

Kaldığımız yere dönelim.

Neden inadına mutlu olmamız gereksin? Bu politika bizden ne istiyor?

Öncelikle içimizde taşıdığımız ergenlikten kalma asi varlığı harekete geçiriyor bu kelime. İnsana anlamsız bir güç veriyor ama etkisi kısa süren bir güç bu. Gaza gelmek gibi yani. Bir an yükseliyor enerjin yapamayacağın şey yok! Ancak kısa zaman içinde delik balon gibi sönüp gidiyorsun.

İnsanın bir handikabın içine itiyor inadına olan şeyler. Kişisel gelişim tavsiyesi gibi davranılarak diğer insanları (veya  bir ya da birkaç kişiyi)  dışlamamız aşılanıyor. Biz değerli iken o kişiler tarafından değer göremediğimiz söyleniyor. Mutlu olmamız gerekirken başkaları tarafından mutluluğa layık olmadığımız kanaatinin oluştuğu tekrarlanıyor. Biz aslında yapabiliriz ama o insanlar bizim başarılı olabileceğimize inanmıyor. Bu tür önermelerle burayı sonsuza kadar sürdürebilirim ama yeter tabi bu kadar.

Varmak istediğim yere çok yakınız.

Evet ya, kim o insanlar? O insanlara bu kadar söz hakkını neden verdik de şimdi onlara inat olsun diye yaşıyoruz?

Temelde destek veriyor/verecek gibi duran bu tabirler insanı nasıl da küçülten, nasıl da aslında değersizleştiren ifadeler şimdi biraz anladık değil mi okur? Bence de. Kimseye inat olsun bir şeyler yapmamız gerekmiyor. Sürekli inat edecek birileri veya bir şeyler bulmak zorunda bırakarak kendimize bu eziyeti sürdürmemeliyiz.

Bize mutsuzluğu layık gören kendisi bilir. İstediğini yapsın. Bize başarıyı çok gören, canı cehenneme. Bizi değersiz, önemsiz gören, bırakın ne hali varsa görsün. Bu insanlar bizi etkileyemez, tabi biz istemedikçe! O yüzden kimseye gereğinden fazla yetki tanımlamamak bence kendimize yapabileceğimiz en büyük destek, en büyük iyilik olur.

Biz dışarıdan ne isek, diğer insanlar tarafından nasıl kategorize ediliyor, nasıl adlandırılıyorsak, neye layık görülüyorsak, neyi hak etmiyorsak, bu aslında olan şey değil. Onların zanları sadece. Bizi etkileyemez. Biz kendimizi nasıl gördüğümüz, nasıl hissettiğimiz, nereye koyduğumuz ölçüsünde bir hayat tutturmalıyız. Ve kusura bakmayın da üç günlük dünyamızı birilerine inat olacak diye yaşamayı kendimize layık göremeyiz.

Bugün birilerine inat olsun diye yaptığımız şeyler kendi canımız istediği için yapacağımız şeyleri engelliyor görmüyor musun? İnadından yapma bir şeyi, istiyorsan yap, istemiyorsan yapma. Kural bu kadar basit aslında. İstedim ve yaptım, istemedim ve yapmadım. Hayat engelli koşu pisti gibi benzetmesini daha önce duyduğuna eminim. Bu söze hep inandım. Hayat hakikaten engelli koşu pisti gibi ve hepimiz koşucuyuz. Hepimizin başka başka rotaları, başka başka engelleri var. Zaten varmak istediğimiz yere giderken çok fazla engelle karşılaşıyoruz. Güneş tepede oluyor, yanımızda su kalmamış oluyor, dalağımız şişiyor. Sence de yeterince engel yok mu zaten? Bir de o insanları neden musallat edelim rotamıza. Bize de yazık değil mi! (Soru değil soru işareti yok)

Diyeceğim o ki, inadımızı bırakalım kenara. İlla bir içgüdü olarak kullanacaksak azimi kullanalım; İnadın cennetten gülümseyen kardeşini. İstediğimiz şeye azimle sarılalım.

İstediğimiz sürece de istediğimiz yolda koşalım be okur! Bunu da hak ediyoruzdur be!

*


Görsel: unsplash

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s