Solumuzda dağın etekleri, sağımızda geniş bir ova. Önümüz bir göl, arkamızda ada.

Bir düşünsenize; Tanrı adına bir kent yapıyorsunuz ve yüzyıllar sonra kalıntıların üzerine asfalt dökülmüş. Bu ülkemizdeki birçok az bilinen antik kentin başına gelen bir olay olsa da bu sözleri Bursa Gölyazı beldesinin altında yer alan Apollonia Ad Rhyndacum kenti için söyledim. Evet yanlış duymadınız, tam olarak şehrin altında bir antik kent…

Bir önceki yazımda bahsettiğim Nikea kentinin başkenti olduğu Bitinya Devleti’nin sayfiye yeri sayılabilecek bir kentine gidiyoruz bu sefer. Yunan mitolojisi tanrısı Apollon’a adanan şehre. Kentin kurucularının hemşehrim olan Miletliler olduğu söyleniyor. Miletos koloni devletlerinin ulaşabildiği en uç sınırdı. Daha sonra Pergamon Krallığı’na geçen Apollonia kenti M.Ö. 133 civarlarında da Roma hakimiyetine girmiş. Bizans döneminin ardından da Bitinya’ya bağlanıyor bu güzel yer. İlerleyen yıllarda, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu toprakların hemen yanı başında olmasının verdiği avantajla Osman Bey tarafından fethediliyor ve o tarihten itibaren neredeyse bir daha el değiştirmiyor.

Apollonia Ad Rhyndacum tanrılar adına yapılmıştı. Onu Işık Tanrısı’nın şehri yapan bir de mitolojik öyküsü var:

“Tanrı Zeus’un çocuğunu taşıyan Leto, doğum yapabilmek için küçük bir kara parçası bile bulamaz. Zeus’un karısı Tanrıça Hera, evliliğin koruyucusu olan ev ve ocak tanrıçasıdır. Hera, kendi evliliğini korumak için canlı cansız tüm varlıklara, Leto’ya çocuğunu doğurması için yer göstermemelerini emretmiştir. Leto, böylesi zor bir durumdayken sadece bir ada ona yardım etmeyi kabul eder. Ada sabit değildir. Su yüzeyinde gezebilmektedir. Bu yüzden diğer toprak parçaları gibi Hera’nın öfkesinden korkmaz. İris’in Hera’yı bir mücevherle kandırması sonucu, doğum yapanlara yardım eden Tanrıça Eileithyia da Leto’nun yanına gelebilmiştir. Leto önce bir kız çocuğu doğurur: Artemis… Peşinden de onun yardımıyla Apollon dünyaya gelir. Hep o cesur ada sayesinde… Apollon ışık ve aydınlık tanrısıdır, adım attığı her yer otlar ve çiçeklerle dolar ve ada bir cennete dönüşür. İşte Gölyazı, Anadolu’da Işık Tanrısı Apollon adına kurulmuş 8-9 antik yerleşimden tatlı su kenarında kurulmuş tek şehirdir.”

Bir başka mitolojik inanışta ise:

“Çok önceleri, Marmara Denizi’nin güneyindeki Odrysses (Mustafakemalpaşa) Çayı, Bandırma’dan denize dökülürdü. Apolyont Gölü de ortalarda yoktu. Bugün gölün olduğu yerde Apollonia, Mustafakemalpaşa’nın bulunduğu yerde de Melde (Miletepolis) kenti bulunuyordu. Apollonia kralının, güzelliği dillere destan bir kızı vardı. Melde kralı, bu güzeller güzeli prensesi oğluna istedi. Ancak genç prenses, gönlü olmadığı için varmadı prense. Baba kral, bir tepe üzerinde saray yaptırarak sakladı kızını. Çok öfkelenen Melde kralı ise bir felaket getirmek istedi baba kızın başına. Ve Odrysses’in sularını Apollonia topraklarına doğru çeviriverdi. Apollonia toprakları sular altında kaldı, ama kent ile prensesin sarayı, çevresi surlarla çevrili bir ada olarak kaldı. İşte Apolyont Gölü böyle oluştu.”

Mitolojiyi bir kenara bırakalım ve artık gerçeklere dönelim. Şehrin yerlilerinin demografik yapısı oldukça dikkatimi çekti. Aslında ülkemizin birçok yerinde görmemiz gereken fakat hasret kaldığımız durumlar karşılıyor bizleri Gölyazı’da. Hala Hristiyan nüfus ile Müslüman nüfus bir arada yaşamayı sürdürüyor. Hristiyan nüfus giderek ağırlığını kaybetse de hala hoşgörü içinde yaşadıklarını görmek oldukça umut verici.

Gölyazı’da bulunan Ağlayan Çınar’ı bilenleriniz vardır. 750-1000 yıllık bir ömrü olduğu düşünülen bu ağaç Apollonia kentinin canlı kalan en eski sakini diyebiliriz. Bahar geldiğinde kökündeki suyu salan ve bu yüzden ismine “Ağlayan” denilen bu çınar, belki de anlattığım her şeyi görmüştü. Keşke anlatacak dili olsa da bu güzel antik kentin tarihini bir de ondan dinlesek.

Apollonia kentindeki arkeolojik çalışmalar Nilüfer Belediyesi’nin himayesinde hala sürmekte. Kazı ekibinde çalışan arkeolog Barış Bey’den de güzel haberleri aldım. Yakında Apollonia kenti ziyaretlere açılabilecek ve Gölyazı’ya gittiğimizde, bir doğa gezisini arkeolojik bir geziyle taçlandırabileceğiz.

[Görsel 1] http://www.ktb.gov.tr

[Görsel 2] Hürriyet Gazetesi

[Görsel 3] mimarizm.com

[Görsel 4] agaclar.net

[Görsel 5] megalithic.co.uk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s