İş İlanı

bu ömrün yetkilisi benim,bir e-posta at adresime.bu dükkan batmaya yüz tutmuş,azıcık sabah dikmiştik kuyuya,güne olan borcumuz oymuş. elimiz cebimizde öğleyin,kapıya ismini verdim, dilersen gir.ancak mesaisi boldur hayal etmenin. bu ömrün yetkilisi benim,Küllük imal ediyoruz kapalı bir çarşıda.iş tanımın, biraz sevmek, çokça sövmek zamana,karanlığın olduğu yerde iş tutmak böyle olur zorbalığa gelmiş besbelli, uykuya dalacak yanımızdautanmasa rüya görecek, belki bir şiir yazacakya da adımızı kapitaliste çıkaracak,kapı … Okumaya devam et İş İlanı

Kaybolmayı Götürmek

Bizi kimsenin tanımadığı,gözleri kimseyi görmeyen,ve kimsenin uzaktan selamlamadığı,birileri olduğumuzu bilmeden,kıyıları denize seslenen,bir yerde olmak isterdim. Bir denizi aşmak devrimdir.Kaybolursan Nuh’u bulursun;Ya da bir kıtaya, isim bulmaözgürlüğünü götürürsün.işte denizlerden bir sur! Güneşin altında oturalım,bulutların bizi sahiplendiği gece.bu rüzgar telaşımızı süpürür.alınganlığımızı da kimsesizler götürür,her tanıdıkta duran eski göllere. Bir gölgenin tesiriyle görünür fener.ışığı görmek gecenin nöbetidir,mabedin göğsüne karanlık vurur.ve her gemi bir okyanusu götürür. Ali Batuhan Sevinç Okumaya devam et Kaybolmayı Götürmek

Her sokak bir tabela

Her sokak bir tabela Gösterdiği reklam panosu Sloganı olan kaygısız koltuk Eskittiği bir bakkal Bir ağacı, gölgesi dar Sayısız ölümlerden döndüm sokakta Yürüyen insanlar gördüm Açılışı ses getiren bir dükkan Kalabalığı öğütleyen bir vitrin Bu kalabalığın aklında ne varsa Sıradan bir kelimenin düşüncesizliği Kaldırımda duruyor bir çocuğun sesi, Sus payı elli kuruş, esnafı müşteri Bu sokakta öğrettiler kimsesize yetim olmayı yetim olana sokakta kalmayı sokakta … Okumaya devam et Her sokak bir tabela

Andronikos’u Anlamak

İçindekiler

1-Giriş

2-Andronikos

2.1-Serüven Seven Adam

2.2 – Andronikos’un Dilemması: Sanatta ve Dinde Doğu-Batı İkilemi

2.3- Andronikos Özelinde Bireyselleşme Çabası

3-İoakim

3.1-Genç Keşiş

3.2-İnfaza Tanıklık Etmek

3.3- Hesabı Kapattı İoakim

4-Sonuç

Sunuş

Bilge Karasu’nun “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı” isimli hikayesini incelediğimiz bu çalışmada, hikayelerin karakterlerine sosyolojik ve psikolojik açılardan yaklaşmaya çalıştık. Bu sebeple, giriş kısmında istifadeli olabileceğini düşündüğümüz hikayenin konusuna denk düşen psikoloji disiplinine dair birkaç meselenin üzerinde durduk ve bu bilgiler ışığında hikayelerin iki temel karakterini tahlil etmeye uğraştık. İkinci bölüm ilk hikayenin ana karakteri olan Andronikos üzerinde durmaktadır. Bu bölümün ilk kısmında Andronikos’un, ikinci kısmında hikayenin temelini oluşturan değişimin ve hemen akabinde de buna karşılık Andronikos’un bireyselleşme çabasının üzerinde durduk. Çalışmanın üçüncü kısmı da “Dağ” isimli ikinci hikayenin ana karakteri İoakim’e dairdir. Hikayenin genel bir değerlendirmesini yapan ve sonuca bağlayan sonuç kısmıyla da çalışmamızı sona erdirmiş olduk. İstifadenize sunuyoruz.

1-Giriş

Bilge Karasu hikayelerinde gözümüze ilk çarpan şey sağlam karakter oluşumlarıdır. En ince ayrıntısına kadar tasarlanmış karakterler onun hikayeciliğinin sağlam birer kaleleri gibidirler. “Onun hikayelerinin bir diğer temel özelliği sergilediği postmodern duruştur” (Alan 2005, syf.26).

Alan (2005), değişik dünyalara ve kültürlere açık olma, bu kültürün eserleri ile metinlerarasılık oluşturma, Okumaya devam et “Andronikos’u Anlamak”

Sarı Sabahlar Altında Çocukluk

Çocukluk, kalan ipinde uçurtmanın Anılar, takılan hayatın dallarına Makaranın ucundan gölgelerdir çekilen Gecenin öldüremediği gölgeler En güzel hayaller üstünde gezinen Gözümüz ilişir sessizliğine Hava soğur gençlikte aniden Çıplak bırakır bizi Siyah vestiyer anılarımızı astığımız Biz alışır mıyız böylesine Okyanus damlar ırmağımıza Hatırlamakla baharı O ırmağı ise tanırız biz Akışında yarışan kâğıt gemiler Peşinden koşacak bir çocuk bekler Kıyılarımızı çoktan terk etti Yarım pastel resim bıraktığımız … Okumaya devam et Sarı Sabahlar Altında Çocukluk

Konçinalar Üzerine

Giriş Haldun Taner hikayeciliği gerek üslup, gerek muhteva anlamında hiç şüphesiz Türk hikayeciliğinin zirve noktalarından bir tanesidir. Tiyatrolarıyla dünyaca ünlü olan, hatta bu özelliğiyle “The Ecyclopedia of World Drama” adlı ansiklopedide diğer dünyaca ünlü tiyatrocular arasına girmeyi başarmış bulunan Haldun Taner’in hikayeciliğinin de tiyatroculuğuyla at başı gittiği görülür. “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” , “Ayışığında Çalış Kur” gibi ismi herkesçe malum hikayelerin muharriri olan Haldun Taner, hikayelerini … Okumaya devam et Konçinalar Üzerine

Zamansız Yaşananlar

Bizde zamansız gelir sevgiler. Ayın 15’inde değil, En hazır olduğumuzda değil, Zamansız bir yağmur gibi gelir. Kasımın sonunda açılır çiçekler, Nisan arkasında dökülür yapraklar. Karların altında kaldı erguvanlar. Gençliğin arkasından geliverir ölüm. Cenazenin arkasından edilir alkışlar. Cemre habercisidir hüznün, Özlemin kaynağıdır hatıralar. Gülünce damlar gözümüzden, Ağlayınca dökülen yaşlar. Bir dakika önce sallanır sarkaç, Bir dakika sonra hüsran var. Yanlış yelkeni buldu rüzgâr. Bir sebepsiz karanlığın … Okumaya devam et Zamansız Yaşananlar

İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -3 “Paylaşılan Özel Anlar”

“Paylaşılan Özel Anlar” Gecenin bu geç saatinde aklımda bir filmin –hangisi olduğunu hatırlayamayacağım- aynı sahnesini çevirip duruyorum… Filmin ana karakteri, gerçekten değer verdiği refikinin kulağına bir cümle fısıldıyor: Ey dost, keşke seninle içinde sonsuza kadar yaşayacağımız ve içimizde sonsuza kadar yaşatacağımız daha fazla anıyı paylaşabilseydik. Ne güzel bir dilek! İçinde dostun muhabbetine doyamamanın verdiği bir arzu, az sonra istasyondan uzaklaşacak trenle ayrılacak olmanın verdiği hüzün, … Okumaya devam et İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -3 “Paylaşılan Özel Anlar”

İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -2

VEFA Derginin bu yayını ne mutlu ki bayram neşesi ile buluştu. Bu bayram yine bisküviler arasına sıkıştırılacak lokumlara, evlatlar anne-babalara, kardeşler kardeşlere, 5 liralar  -çocuklara verilecek asgari meblağ olma gururunu yaşayarak- zar zor sığdıkları ufacık ellere kavuştu ve en önemlisi de ramazan içerikli koka kola reklamları nihayete erişti. Evvela hepinizin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Bayram dediğin trafik zamanıdır, yollara düşmüş onlarca araba belli ki … Okumaya devam et İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -2

İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -1

Bu yazıyı kaleme alışımdan iki gün önce yaşadığım acayip esrarengiz, bir o kadar da heyecan verici bir olayı sizler ile paylaşamadan edemeyeceğim. Efendim, gene bir Pazar sabahı kalkmışız, yüzümüzde yastık izi tabii… Şöyle bir durdum, dedim ki, bu kadar miskinlik yetti. Hadi ben tatile çıktım da, alışkanlıklarımı niye tatile çıkardım? Giyindim, hazırlandım, attım kendimi dışarıya. Evvela bir kiliseye uğradım, mahallenin çocuklarını vaftiz edip eline yüzüne … Okumaya devam et İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -1

İşittiklerim, gördüklerim fakat bilemediklerim…

Bir yaşam tarzı haline getirdiğim ve olmazsa olmazlarım arasına koyduğum yegâne alışkanlığım, zannediyorum “yolda yürürken müzik dinlemektir”. Güzel bir müzik eşliğinde içinden çıkamadığım hayal dünyam beni ayaklarımın götürdüğünden çok daha uzaklara uçuruyor. Yol kısalıyor… Artık gideceğim yolları dahi müzik ölçü birimiyle hesaplar oldum, efendim Taksim mi? 5 şarkı uzaklığında, Eminönü mü “rock”la yürürsen 6, “halk”la yürürsen 8… Aslına bakarsanız Flaubert “Roman sokağın aynasıdır” diyerek insanı … Okumaya devam et İşittiklerim, gördüklerim fakat bilemediklerim…

Bir Haftanın “Bence”si

Bir Evvela sevgili okuyucuma daha doğrusu sevgili meslektaşıma selam eder, keyifli okumalar dilerim. Asıl ilgi alanım olan şiirden şu sıralar bihaberim açıkçası. Bu uzaklaşmanın nedeni, güzel sanatların diğer alanlarına olan temayülüm mü bilinmez. Fakat güzelin her daim peşinde koşan bizler için güzelin her nevinde sevgiliyi bulmak, ondan bir tezahür yakalamak -en ücra branşlarda dahi- tereyağından kıl çekme kolaylığıdır. Bu fikirden yola çıkarak ben bu haftayı … Okumaya devam et Bir Haftanın “Bence”si

Yeni Bir Ben Sevmeliyim

Sessizliği dinlemeliyim, Sade kulağımda uğuldamalar, Yalnız Kendi var ettiklerim, Yanımdalar… Sessizliği dinler gibiyim, Yıkık dökük hatıralar, Yüzlerini görmemeliyim, Ağlıyorlar… bugün kendimi seyredeyim, İçime çarpıyor dalgalar, Gökyüzünde birleştikçe, Kayboluyorlar… Yeni bir ben sevmeliyim, İçinde benden pek azı var, Önceden hep ittiklerim, Artık oradalar… Gittikçe kısılıyor sesim, Yankılanıp boğuyorlar, Hep benim bildiklerim, Uzaktalar… Kaybettikçe gülmeliyim, Benden bunu istiyorlar, Bir kaldırımda ölmeliyim, Haklılar… Okumaya devam et Yeni Bir Ben Sevmeliyim

Celalettin Harzemşah

Türkler İslam’a fevc fevc geçtikten sonra, Ön Asya’da kendinden evvelkilerden daha mamur bir medeniyet tesis etmişlerdi. İsfahan, Şiraz, Harzem, Buhara, Semerkant, Nuşabur, Belh, Gazne… Şimdilerde isimlerini eski dönemlerde çıkardıkları ilim adamları ve entelektüellerle duyuran bu kentlerin her biri bir medeniyet kenti olma yolunda hızlı adımlar attılar. O dönemde hem Türk-İslam medeniyetini temsil ettiler, hem Harzemşahların sınırlarını teşekkül ettiler. Ben hiç duymadıysam kırk menkıbede bu şehirlerin … Okumaya devam et Celalettin Harzemşah

Bir Yolcunun Hikayesi

O nasıl şair oldu, Ben size anlatayım. Gönlündeki o odu, Nerede nasıl buldu? Bu yolculuk çok uzun, Meşakkatli ve soğuk… Aşkın kalbine giden, Uzak ilden bir konuk… O heybetli kalenin, Görüyor burçlarını. İniyor hemen attan; Taze ve sıcak kanı, Siliyor dudağından. Yaklaşıyor kapıya, Soruyor hüsn nerede. Sabrın acı zehrini, İçiyor bir kerede. Cevap veriyor kapı, Elbet burada sevdan. Bilirim bu matlabı, Demek ki senin sıran. … Okumaya devam et Bir Yolcunun Hikayesi

Bir Nev’i Kimlik Meselesi

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta, Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.(Yahya Kemal) Bilmiyorum insanlar kelam iksirinin doyumsuz tadına benim kadar erken bakmışlar mıdır? Zira bende hem belagat hem tarih bilincinin uyanması çok erken zamana rastlar. Bilmiyorum kelimeleri heceleyerek mi yoksa yekpare mi okuyordum. Bildiğim, o zamanlar satırları parmakla takip ediyordum. İlk hevesler, ilk okuyuşlar… Ve “onu” hediye aldığım günü de hatırlıyorum. Biraz kalın … Okumaya devam et Bir Nev’i Kimlik Meselesi

Yağmurun Sesi

Kalbim bir fırtına keşmekeşi, Rakseder her yerde mensur katreler. Gönlüm gençliğimin ıslak ateşi. Tabiat güzden, güz kalbimden müyesser. Yağmurun terennüm etmekte sesi, Üfler ruhuma o ılık nefesi. Yağmur, maviye bulanmış yaşamak… Yağmur, tenimde asude rikkattir. Yağmur, pervaz altında kaçamak… Yağmur, dünya ziyneti maidattır. Yağmurun terennüm etmekte sesi, Üfler ruhuma o ılık nefesi. Kondurdu yanağıma bir tek buse, Nihandan gelmekte olan bir Zühre. Temaşada gökleri bir … Okumaya devam et Yağmurun Sesi

Bir İtikata Göre Zaman

“Kimin elleri bu denli beyaz” Kimin ellerinde ufalanmadı zaman Kimin ellerini ufalamadı zaman Objektiften kayıyorum her an Arkamdan kovalıyor sonbahar Borayla hafızalarda sönüyor ateşim Sonbahar gibi üflüyor zaman Sonsuzluğu arıyor gözlerim Elimde dönüyor zaman Kolumda dönüyor yelkovan Dağlar arkasında saklıyor Ezelden beri yıldızları Biliyorum çıkarsam dağa Dokunabilirim yıldızlara Kanatlanırım sonsuzluğa Bir çocuğun gözleri dalıyor Azalıyorum takvim yapraklarında Hafızamı bürüyor sisli anılar Kayboluyorum sisli karanlıkta Zamanı … Okumaya devam et Bir İtikata Göre Zaman