[1948-2011] Hayat Dediğin İşte Bu Tire İşaretidir. Hepsi Bu.

Uzayan saçlarım dolanıyor durmaksızın ilerleyen zamana sanki durdurmak istercesine. Canı yanıyor insanın haliyle. Tekdüzeliğe gelemiyor ya insan. Zamanın götürüp de getirmediklerinin özlemi kimi zaman dinerken, kimi zaman da doruk noktalarına ulaşıyor. Kaybettiklerine yanarken insan, elindekileri unutup külleniyor. Sabra erenler bu hesaplaşmadan elbette karlı çıkıyor.

“Ölüm size yakın, siz ölüme uzak.” diyor ya şair…

Elbette hak vermeden geçemiyor insan. Ailede en büyüklerin, en büyük evladı olmam hasebiyle üç önceki kuşağı yakalamış olan ben, kaybetme duygusunu daha önce hiç yaşamadığımdan mıdır bilinmez uzaklardan da öte gelen bir duyguydu benim için.

Hassasiyetim bilindiğinden olsa gerek kötü haberi bir hafta gecikmeyle ailede en son duyandım. Elbette ki bu işleri benim için çok daha zorlaştırmıştı. Herkes benim iyiliğim için bir şeyler yaptığını düşünürken. Gözüm kapalı güvenebileceğim insanların gözlerimi kendi elleriyle Okumaya devam et “[1948-2011] Hayat Dediğin İşte Bu Tire İşaretidir. Hepsi Bu.”

Nev-i Hüzün

Derin bir nefes alışın ardından, içinizde kalanlara selam ederek başlıyorum tuşlara dokunmaya.

İçinde kalışların boğazında düğüm düğüm olduğu gecelerin birinde, hüzünlü bir sayfaya başlıyorum.

Hüzün ki en çok yakışandır kalplere, kalbi olanlara.

Tüm taşlaşmış kalplere inat, yeşermenin emaresidir.

Yaz’mak gelmiyor öyle her kaleme lakin yazanlar hep hüznün koynundan çıkıp gelmişlerdir.

Dili yoktur hüznün, öylece Okumaya devam et “Nev-i Hüzün”