Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü

kirmizibisikletim: Çok geç kalınmış bir Dönüşüm okumasının ardından, belki de Gregor Samsa’yla tanışıklığımızın takribi on beş yıl öncesine dayanmasının getirdiği bir şartlanmışlıkla, kitap bittiğinde düştüğüm boşluk nedeniyle bu tartışmayı başlatıyorum. Bazı kitapları, bazı filmleri ve diğer eserleri anlamak için zaman zaman ileri okumalar/ön okumalar, araştırmalar yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak bu defa, kendimi tutup, bu araştırmaları öteleyip, bu tartışmada boşluklarımı doldurmaya niyetliyim. Büyük bir linç … Okumaya devam et Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü

Incendies – Şarkı Söyleyen Kadının Çocukları

Merhaba sevgili okuyucu, ben korebe, Dilemma Dergi ekibi olarak hazırladığımız ortak bir çalışma ürünü olan Incendies filmini tanıttığımız yazıyı okuyorsunuz. Bu bir tanıtım yazısıdır, çok sayıda spoiler içermektedir. Filmi izleme niyetiniz varsa (dram seviyorsanız kaçırmayın, diyoruz) film hakkında bu yazı da dâhil hiçbir şey okumadan önce filmi izlemenizi tavsiye ederim. Türkçe’ye İçimdeki Yangın adıyla çevrilen, 2010 Kanada yapımı olan bu film, IMDB tarafından dram, gizem, … Okumaya devam et Incendies – Şarkı Söyleyen Kadının Çocukları

Bir Kitapseverin Edebiyat Notları

Edebiyat nedir? Kitap sevmek bir tutkudur. Ardından at koşuyor gibi olursun bazen. Her şeyi okumak, hepsini sindirebilmek ve daha çok okumak istersin. Suyun ve kitapların yanındaysa huzurlusundur. (İki yaşamsal ihtiyaç benim için.) Peki, hangi kitapları okumalı? Klasikler mi, post modern edebiyat mı? Bu sorunun cevabı çok zor zira hepsinin ayrı tadı, ayrı işleyişi var insan ruhu üzerinde. Tsundoku var bir de. Kitap toplama, biriktirme ama … Okumaya devam et Bir Kitapseverin Edebiyat Notları

Bir Kilim Dokudum Gönlüme

“Bir kilim dokudum gönlüme, motiflerini vatan sevdamdan ödünç aldım, Küçük bir dokunuş ekledim hasretten ve şehadetten, sonra hayale daldım, Kilimin birbirini takip eden ilmekleri Kızılırmak’a nazire yapıyor, şaştım kaldım, Bir kilim dokudum gönlüme, bir yanına öksüz çocukları, öte yana hilali aldım.“[1] Bir kadın ilmek ilmek ne dokur? Gençliğini mi, yurdunu mu, dilini mi? Nereye kadar uzanır bu geçmiş? Gelecekten ne kadar haber verir? İşte kilim … Okumaya devam et Bir Kilim Dokudum Gönlüme

Nedir Bu Kişisel Gelişim?

Nedir bu kişisel gelişim? Hayatımıza nasıl girdi? Bizi atıl mı kılıyor, yoksa yaşamlarımızın öznesi mi oluyoruz? Kaç yıldır varlığını sürdürüyor bu kişisel gelişim trendi? Kişisel gelişim kavramıyla ilk ne zaman tanıştık? Kisisel gelişim deyince neyi kapsıyor? Ne gibi eğitimler var? Kişisel gelişim deyince sanat, yaratıcı yazarlık gibi şeyleri mi anlamalıyız; yoksa duygularımızı nasıl yönetebiliriz, nasıl başarılı olabilir, öfkemizi nasıl yönetebiliriz gibi konular hakkında yazılanları mı? … Okumaya devam et Nedir Bu Kişisel Gelişim?

Sosyal Medya (Kursu)

“Sosyal Medya”. Bu terimi son zamanlarda ne kadar çok kullanmaya başladık değil mi? Sosyal medya adeta hayatımız. İş arayanlar, hayatını paylaşmak isteyenler, fotoğraf tutkunları… Hem bilgi kaynağımız, hem de küreselleşen dünyada ben de varım, deme biçimimiz. Çok değil 2000’li yıllarda devraldık bu kavramı. İlk Facebook ile sosyalleştik; kendimize yeni personalar yaratmaya başladık. Beğenildim mi, beğenilmedim mi bütün meselemiz bu oldu. Peki nedir bu sosyal medya? … Okumaya devam et Sosyal Medya (Kursu)

Selam, yeniden!

Bir varmış, bir yokmuş. Yolu kalemle, kitapla kesişmiş, sonra da hep öyle devam etmiş bir grup öğrenci varmış. Sokakta görseler birbirlerini bilmezler, ama herkes birbirini kaleminden tanırmış. Nereden baksan bir beş yıl, hepsinden biraz kelime; Dilemma ne güzel sığınakmış. Sonra bir şey olmuş. Biraz parçalı bulut, biraz yağmur. Sıcak iklimler lazımmış. Göçmüş kelimeler. Ama sığınak hep oradaymış. Mobilyaların üstü beyaz çarşaflarla örtülü. Şimdi yeniden bir … Okumaya devam et Selam, yeniden!

Seni Tanımadığım Günleri Özledim

Ne kadar istesen de bir yerden sonra eskisi gibi olamazsın! Bazı insanlar vardır. Hiç beklemediğin bir anda girerler hayatına. Daha önceden hiç tanımadığın bir insan. Hep vardır ama sen varlığından yeni haberdar olmuşsundur. Herkesten, her şeyden farklı gelir. Varlığı başka bir dünyaya açılan kapı gibidir. Heyecanla o kapıdan girmek istersin. Kapıdaki küçük bir aralıktan o kadar parlak bir ışık görürsün, gözlerin kamaşır. Asıl gerçeği göremezsin. … Okumaya devam et Seni Tanımadığım Günleri Özledim

Lütfen Yardım Edin

  Uyanmak istemiyorum. Uyanıp yeni güne başlamak, günlük koşuşturmacalara kapılıp boğulmak istemiyorum. Kalkmaktan başka çarem yok. Kalkıp günlük alışkanlıklarımı yerine getireceğim kuşkusuz. Duş almak, işe gitmek, gelince evi toparlamak, geriye kalan kısa zamanda okuyabilmek; işte her gün yaptıklarımız. Bunlar her insanın yaptığı ya da yapmak zorunda olduğu şeyler. Çoğu insan bu rutinleri severek yaptığını iddia ediyor. Aman ne hoş! Ben onlardan değilim. Mide ağrılarım başladı … Okumaya devam et Lütfen Yardım Edin

Sonbahar

Sarı turuncu savrulan yapraklar, rüzgarlar, uçuşan saçlar, adımlanan yollar, yağmurlar, trençkotlar, hüzünlü sokak kedileri…
Sekiz tane kuş uçuyor gökyüzünde. İkisi geride kalmış. Altısı önde.
Dilimde ismini unuttuğum eski bir şarkı. Gün batmak üzere.
İçimde bir minnet duygusu.
Sanki aynı yol, aynı yaprak, aynı melodi değil hiçbiri. Sanki her şey daha bir anlamlı.
Sanki her şeyin anlamı sonbaharla
Sanki her şeyin anlamı Okumaya devam et “Sonbahar”

Bahara Yolculuk

Bir dil bulacağız her yüreğe dokunan, Özümüzdeki derinlikleri böyle, Böyle cesur, böyle temiz, böyle deli… “Yürekleri Maviliklere Süreceğiz!” Rüzgarlardan kanat takmış, Barışa uçuşan üveyikler gibi Böyle dostane, Böyle kardeşçe “Gönülleri rengarenk süsleyip, Yüreklere Mavilikler Serpeceğiz!” İşte, böyle mavi, böyle renkli El ele gönül gönüle, Ölesiye özgür, ölesiye sonsuz! Sarmaş dolaş, dolaşacağız bu dünyada… İşte hep böyle güzel, sevgiyle dopdolu, “Yeni bir dünya”, kuracağız bu dünyada, … Okumaya devam et Bahara Yolculuk

Meliha Bir Küçük Hanım

İyi ki doğdun küçük hanım

Hayallerimden çıkıp tuş olduğum gerçekliğe,

Sahibimi karıştırdığım sahipsizliğime,

Tüm sevgisizliğine rağmen sevgime,

İyi ki doğdun…

Var değil de yok saysaydım acaba seni,

İncinir miydi aşk ilminin ayağı?

Ağaçlar gövdeleri ortasından kanar mıydı?

Yakarlar mıydı ilham medeniyetlerini?

Bir su damlasına çarmıhlayıp Okumaya devam et “Meliha Bir Küçük Hanım”

Sustukların Büyür İçinde

Anlatmak istediğin çok şey, konuşmak istediğin tek kişi vardır. O kişiye ulaşmak zor değildir. Bir telefon, bir otobüs kadar uzağındadır. Tabii beden olarak uzaktır! Bu engeller aşılabilir. Ama kalbine ulaşmak o kadar kolay değildir.

Telefonla ulaşmak istersin sesine, varlığını hissetmek istersin de önce telefona ulaşmak için uçurumları aşman gerekir. Aşamazsın!.. Korkularındır uçurumlar, hayal kırıklıkları, kalp kırıklıklarıdır. O telefona onu aramak için uzanınca elin, telefon önce elini, oradan kalbini cehennem ateşiymiş gibi yakar kavurur. Bir zamanlar cennet bahçelerinden sonsuz güzellik getiren insan icadı cehennem ateşine dönüşüverir.

Otobüse binersin. Bindiğin her otobüs ona gitsin istersin. O da gitmez. Otobüsten önce ayakların geri geri gider. Çünkü gelmediği her gün azalır ümitler, çoğalır korkular birer birer. Artmaktadır uçurumlar, derinleşmekte. Uzamaktadır yollar. Artık koşsan da kapatamazsın mesafeleri.

Ona kendin ulaşmaya cesaretin kalmamıştır. Kırılmaya yorgun Okumaya devam et “Sustukların Büyür İçinde”

Güneşe Hasret

Gittiğin gün yağmur yağıyordu, hem de bardaktan boşanırcasına. Ben yağmuru gördükçe ağlıyordum, yağmur bana bakıp yağıyordu. Güneş gideceğini biliyordu demek ki. Yerini yağmura bıraktığına göre.
Yağmur gittiğinden beri hiç durmadı. Çok yağmasa da ince ince yağıyor. Benim hissettiklerimi hissediyormuş gibi, ince ince yağarak için için, sessizce ağlıyor bulutlar da.
Güneş, sabah kendini gösterse bile saat ilerledikçe yalnızlığın ağır bastığını biliyor. Güneşin bunu bildiği, yaz günü olmasına, gündüzler uzamasına rağmen havanın erken kararmasından belli.
Güneş de aynı sen gibi. Önce görünüp mutlu ediyor. Sonra geride kalanlara ne olacağını hiç düşünmeden gidiyor. Üstelik erkenden, akşam olmasına henüz çok vakit varken… Ama bizim ‘Güneş’e ihtiyacımız var.
Hadi gel de Okumaya devam et “Güneşe Hasret”

Çoban Çantası

Bir Çoban Çantası hikayesi… Her bahar gördüğümüz, küçükken ‘aaa kalpli çiçek’ diye incelediğimiz bir çeşit canlıdır kendileri. Latince ismi Capsella bursa-pastoris olmakla birlikte bunu bilmememiz büyük bir eksiklik de değildir hani. Çoban çantası neyimize yetmiyor değil mi ama? Neyse çok uzatmayalım, anlaşıldığı üzere bu bitkiyi pek severim. Sevdiğimi de bu bahar fark ettim. Bazen sevgilerimiz o kadar göz önünde oluyor ki, seviyor muyuz acaba, diye … Okumaya devam et Çoban Çantası

Dönence

Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim. Su akar güldür güldür, çarşı pazar güldür gül olan şehirde, sokakların bankamatikler, zihinlerimizin mevkiler ile dolduğu bir zaman diliminde, kendime kendimi aşağı bırakıp yere çakılacağım uygun bir dal, düştümse eğer sana bakarken düştüm, diyebileceğim bir kimse aradım. Dal yüksekti, çıkamadım! İnsanlar bencildi, düşemedim! Kimim, diye sordum kendime. Kimdim? Kimdim? Kimdim? Olduğum kim gerekli miydi bu dünyaya? Olduğum … Okumaya devam et Dönence

Son mu Bahar mı Olacağını Kestirememiş Son-Bahar

 

Adsız

Sonbahar… Sevmiyorum sonbaharları. Her rüzgârda kalbinin üşüdüğünü daha iyi anlıyor insan. Herkesten uzaklaşıp, kendine sarılman gerektiğini kendi dilinde anlatıyor.

Kayboluyor. Sonbaharda kaybolup gidenleri düşünüyorum. Her düşen yaprak, sanki hiç ağaca ait olmamış gibi. Özgür, ama sonunda yok olmaya mahkum. Yok olmak neyse de, sararıp solmaktan kaçışı yok. Belki de ayrılığın rengi bu yüzden sarı.

Baksanıza hava bile bizden daha duygulu oluyor bazen. Güneşiyle neşe katıyor bir güne. Renkler bile nasibini alıyor. Mavileri masmavi olduruveriyor, yeşilleri yemyeşil ama sıkkın oluyor sonbaharda. Bungun… Ağlasa rahatlayıverecek de olmuyor işte.

Bir buluta atıveriyor sonra suçu. Ağla, diyor, boşalt yükünü. Yok olmak Okumaya devam et “Son mu Bahar mı Olacağını Kestirememiş Son-Bahar”

Eksilen = Eksilten

Anlatmak istediğim, söyleyeceğim çok şey olmasına rağmen, nereden başlayacağımı bilmiyorum. Ama şu sıralar hayat epey düşündürüyor. Her gün o kadar çok şey kaybediyoruz ki, tükendik kaybetmekten. Şu sıralar o kadar kayıp verdim hatta verdik ki…

Çok değil birkaç yıl öncesine kadar şehit haberleri ile üzülürken, şimdilerde artan kadın cinayetleri ve kadına şiddet haberleri ile eksiliyoruz. İş kazası, maden kazası haberleri en büyük kayıplardan biri oluyor. Aynı anda o kadar çok kişiyi kaybedebiliyoruz. Fedakârlık, ihmalkârlık, bencillik, anlayışsızlık, hoşgörüsüzlük ve daha nice sebepten dolayı artan kayıplar… Evet, ölüm acı ve zor ama en büyük gerçek.

Her gün yüzlerce, binlerce insanı toprağın altına gömüyoruz. Peki ya kayıplarımız sadece toprağın altında mı? Kalbimize gömülenler, gömdüklerimiz yok mu?  Sahi, en büyük mezarlık nerede? Kalbimizde mi, toprağın altında mı?

Bence en büyük mezarlık, kalbimiz. Orası, yaşayan ölülerle dolu çünkü. Hayal kırıklıkları, bitmek bilmeyen umutlar, sarsılan güvenler, söylenmemiş sözler, yarım kalmış hikâyeler ve benzerleri ile birlikte onlarca, yüzlerce belki de binlerce kişiyi gömüyoruz!

Toprağın altındakilerin bir gün Okumaya devam et “Eksilen = Eksilten”

Bir Süre Sırtüstü

Saat gecenin bir yarısı, evin bütün pencereleri açık. İçeride sabrina kasırgasına yakın bir cereyan var. Masadaki kâğıtlar havada uçuşuyor. Bayılıyorum bu sese. Dışarısı gerektiği kadar sessiz, ben haddinden fazla yalnız. Dünya dengede. Eğer yatağımdan kalkarsam, evin içerisindeki rüzgâr beni duvara yapıştırabilir diye korkuyorum. Öldürdüğüm sinekler gibi ölmek istemiyorum. Hangi ara yatağa girdim, hangi ara uykuya daldım hatırlamıyorum. Uyuşturucu hiç kullanmadım ama uykusuzluğu şiddetle tavsiye ediyorum. … Okumaya devam et Bir Süre Sırtüstü