Tombul Bardak

İçinde buzların şıngırdadığı limon parçalı cin tonik bardağının kenarlarında gezdirdi başparmağını. Bir yudum aldı. Güldü. Sanki biri duyacak gibi etrafına bakındı. Tekrar bir kahkaha sardı beyaz duvarlı salonu. Elindeki tombul bardaktan bir yudum daha aldı. Ayağa kalktı. Topuğunun biri kırık olan ayakkabısına hiç aldırmadı. Yürümeye çalıştıkça bardaktan dökülenler kırmızı lekeye dönüştü yerde. Zor olsa da telefona ulaştı. Rakamları tam göremese de elleri hareket etti. Biraz … Okumaya devam et Tombul Bardak

Üç Nokta

ı. ANLATICI: KAYIP KADIN Geceyi sever misiniz? Siz bayım, gecenin karası gözlerinizde, dumanı geceye üfler misiniz? Beni tanımıyorsunuz, hala… Satırlarım var benim üstünü karaladığım. Kilometrelerce uzaktasınız değil mi? Üstünü karaladığım yollar var benim. İki satır yazsam karalar mısınız üstünü, kalbinizle? Yo bekleyin, kalbinizi emanet alabilir miyim kısa bir süreliğine? Avuçlarıma bırakın usulca, söz, aldığım gibi geri vereceğim. Sadece biraz hayal kurmamız lazım. Bir deniz kenarındayız. … Okumaya devam et Üç Nokta

Tortulu Bir Lensten Dökülenler

Kalbimin tortusu üzerinde birikmiş buğulu lensler var benim gözlerimde. Hayır, hayır o kadar dikkatli bakma gözlerime, senin göremeyeceğin kadar şeffaf acılarım. Teğet geçti belki de gözyaşların bana. Sahi ağlar mısın sen? Benim gözlerimin dolduğu olur, duyarım bazı geceler kendi hıçkırıklarımı. Hayır, hayır dinleme senin kalbin duymaz kalbimin tortusunu. Kırıklıklarımın parça parça ettiği bir lensten bakıyorum ben dünyaya, göremem senin gördüklerini. Canım yanmasın diye, batmasın içimi … Okumaya devam et Tortulu Bir Lensten Dökülenler

Küflenmiş Notanın Sesleri

Kalbimde kocaman uçurumlar var benim. Birine bile düşsen, şans eseri, vallahi çıkarmam seni düştüğün yerden. Kendi derinliklerime saklarım seni. Oysa hep başka şarkılar söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bir şarkının melodilerini bile aynı şekilde tutturamayanlardanız. İnsan kendine alışmaya görsün! Yalnızlığın içinde bile bir ses duyar olup, rahatsız oluyor. Şimdi herkes kadar ! yalnızlığımla mutluyum. Bir gün İstanbul kadar kalabalık olup geldiğimde sana, nefes almak kadar sahici … Okumaya devam et Küflenmiş Notanın Sesleri

Kara Sinek

Evde en ufak bir tıkırtı bile yoktu. Güneş tepedeydi oysa ki. Küçücük bir böcek de mi olmaz evde diye geçirdi içinden; ya da bir sinek vızıltısı…. Ahşap parkelerin üzerinde yürümeye başladı. Oh! sağır değildi duyuyordu işte ezilen tahtaların gıcırtılarını. ‘’ Ölüm sessizliği var bu evde ‘’ diye geçirdi içinden. ‘’ Ölsem, günlerce bulamazlar beni, kurtlanırım bu evde…’’ Kalbi daha hızlı çarpmaya başladı. Güm…güm…güm… kalbinin her atışında bedeni sarsılıyor gibi geldi. Usulca uzandı yatağa. Acaba en güzel ölüm yatakta usulca gidivermek miydi? Üşümeden ! ölenler üşür müydü? Nereden bilsin ki hiç ölmemişti.

‘’ Ölmeyi düşünsem geride kalanlara nasıl bir mektup bırakırdım? ‘’ diye düşündü. Mektup şarttı. Ölünecekse illa yazılması gerekiyordu. Vücudu tekrar sarsılmaya başladı. Sonra ‘’ Aman, dedi nerden bilebilirim ki hiç ölmeyi düşünmedim.’’ Üstündeki pikeye sarılarak kalktı yataktan. Parkeleri gıcırtada gıcırtada mutfağa gitti. Bu bilindik ses huzur verdi ikinci kez ona. Ama yine de bir ağrı, başını kaynatan düşüncelere saplanmıştı çoktan. İlaçlara uzandı eli. Birkaç ağrı kesici, kas gevşetici, mide ilacı vs… ‘’ Bunlar bir insanı öldürmeye yeter mi acaba? ‘’ diye düşündü. Ah kalleş, asla kendine ait olamayacak düşünceler…. Yine de durduramıyordu onları. Duyduğuna göre ilaçlar vücutta dağılırken şiddetli kramplar yapıyormuş. Ölürken hiç acı çekmeye gerek yoktu. ‘’ Ölmek isteseydim ilaçları seçmezdim ‘’ dedi. Zaten hiç Okumaya devam et “Kara Sinek”

Düğüm

Bir düğüm attın şimdi sen ömrüme. Çözsem canım yanar, çözmesem içimde yara yapar. Zaman geçtikçe gitmelerin de anlamı kalmıyor, kalsam bir yarım kanıyor. Yalnızlık çoğunluğun içinde tekil bir kelimeymiş. Sadece şahsa ait, bireysel… Kalabalık olmaya çalıştıkça yitirdiğin ve farkında olmadan tek başınalığı yaşadığın bir dünya sadece. Öbür yarım gidiyor, farkına vardığım yerde… Şimdi ellerimde bir dünya iz var; aynaların izi, sürmelerin karası, hafiften sigara kokusu. … Okumaya devam et Düğüm

Yalnızlığın Telaşı

Yok yok kalbim acıyor benim… Ta içerden ..! Ve zordur başka bir şehirde yalnız yaşamak Büyükçe bir çanta omzunda İçinde çok eskilerden bir yazarın kitabı Ve çok da kalabalık olmayan otobüslerde yer bulmak Daha bir zordur küçük bir şehirde, yalnızlığınla barışık olmak Bir kulaklıktan taşanların kalbine çarpması ‘’YALNIZ dinle be adam’’ diyemeyen dilin Yalnızsan konuşamazsın, kendinle bile…. Elinde eskilerden… çok eskilerden bir kitap Ah ! … Okumaya devam et Yalnızlığın Telaşı

Kırık Ney

İçini acıtan ney sesini duydu hafiften, çok uzaktan. Yavaş adımlarla yürüdü. Gitmek istediği adres belli,  adımları tam ters yönde… Kapattı gözlerini. Her güne bir ömür, her gözyaşına bir kelime sığdırdı. Lâl oldu kelimeler. “Ah zaman” dedi bir solukta. Durdu, adres hala belliydi. Onca zamana rağmen, son defa, adımları onu değil, o adımlarını takip etti. Korkarak açtı kapıyı. Usulca oturdu bir bacağı kırık tabureye. Üzerindeki gözlere … Okumaya devam et Kırık Ney

Veda

Ağır ağır garajdan çıkan otobüse baktı kadın. İçinde onlarca umut, onlarca kırıklık, hüzün, belki sevinç taşıyan insanlar. Sessizce yürüdüler. Alelade bir banka oturdular. Biri bir ucuna, diğeri öbür ucuna. Sanki araya o küçük boşluktan başka dünyaların girdiği alelade bir banka…. _ Ayakkabıların, dedi adam, yeni mi? _Evet, sen görmedin. Nereden görsün ki adam? Sustular… Kadın yavaşça kaldırdı bakışını yerden. Bu veda ağır gelmişti yüreğine. Güneş … Okumaya devam et Veda