En Sevdiğim Şeyler

Bu dünyadan geçerken, her insan gibi kendimce yaşarken beni mutluluktan havalara uçurmasa da gülümsetecek şeyleri not alayım, diye düşündüm geçen günlerde. Yazdıkça o anları yaşıyor gibi hissettim. Okudukça yeniden mutlu oldum. Eklenecek bir sürü şey var hala fakat şimdilik bu kadarı toparlandı. Acaba senin küçük mutlu anıların nerelerde saklı? Bir beyin fırtınasına ne dersin? Hadi, erteleme ve bu güzel ilkbahar günün daha güneşli, daha sevimli olsun.

İşte benim minik mutluluklarım;

*Sabahları pencereleri açıp odama dolan temiz havayı koklamak

*Uyandığımda kendisini şapka zanneden kedim Ihlamur’u kafama dolanmış bir vaziyette bulmak

*İçinde ne olduğunu bilsem dahi kargo paketlerini açmak

*Sevdiğim insanlara bir şeyler hediye ettiğimde yüzlerindeki mutluluğu seyretmek

*Turuncu stateskopum

*Renkli küpelerim

*Eve geldiğimde Okumaya devam et “En Sevdiğim Şeyler”

ibrâhîm

ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim   güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı ibrâhîm güneşi evime sokan kim   asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim   Asaf Halet ÇELEBİ Okumaya devam et ibrâhîm

Başlangıçlar

Mutlu ve heyecanlı geçen bir günün ardından sorumluluklara bir es verip akşama kadar tembellik yapmanın, çay içmenin keyfini çıkarmanın, balkondan aşağı sarkıp sonbaharda sallanan ağaç dallarını izlemenin keyfi içindeyim bugün. Arka planda “yapraklar gibi buluştunuzdu kokular gibi seviştinizdi” diyen güzel sesli bir kadın. Yapmam gereken ama yapmadığım şeyleri hatırlamamaya çalışarak anda kalmaya çabalıyorum. Aldığım nefese şükrediyorum bugün. Başımda eski alemlerin sarhoşluğu diyorum, Orhan Veli gibi. … Okumaya devam et Başlangıçlar

İkilem

Adım. Adım. Adım. Bir adım. Bir adım daha. İşte. Tamam. Bir adım. Bir adım. Adam. Adım adım. Bir adım daha. Adam. Karanlık. Işık yok. Ses yok. Renk yok. Karanlık. Adam karanlık. Adım adım. Karanlık. Kör gece. Kör pencere. Kör karanlık. Kör adam. Adım. Adım. Adım. Kör adam. Kadın. Parlak. Mavi. Pir-ü pak. Kadın. Parlak. Renk. Renk. Renk. Kadın. Işık. Işık. Işık. Kadın. Kahkahalar. Şen şakrak. … Okumaya devam et İkilem

Umut

Küçük bir ışıktı umut Minik bir gülüştü dudaklarda Bebeğin gözlerindeki ışıltıydı Çalınan en neşeli ıslıktı, kaldırımlarda Sensizliğin tam da ortasında Beklenmeyen bir tesadüftü umut Gözlerinin en derin kahvesinde Küçük bir ışıktı umut Sessizce gidişinin ardından Doğan yeni günleri beklemekti umut Üstlendiğim tüm yalnızlıkları Tek tek salıvermekti belki de Gecenin en siyahında İnançla edilen bir duaydı umut Yenilen en acı meyve olan sabrın Katlanılır tadıydı Okumaya devam et Umut

Sonbahar Sabahları ve Hayat

Hayatın bazı sabahları vardır. Pencereden gelen soğuk sonbahar havası ile uyku mahmuru gözlerini aralar, tavana bakıp gülümsersin. Yıllar ve yollar pek çok arkadaşınla arana girmiştir ama yepyeni insanları da süsleyip püsleyerek dâhil etmiştir yaşamına. Öyle bir ana gelmişsindir ki bile isteye yanlışı yaşamak istersin. Dokunursan ‘cıs olur’ denilen sobaya dokunmayanımız var mıdır ki? Canım yanarsa yansın ama denemek istiyorum, diyerek atarsın kendini ateşe. ‘Esirliğimi seçmek … Okumaya devam et Sonbahar Sabahları ve Hayat

Kih Kih Gülen Lıkır Lukur Bi’ Başlık Olsun Bu*

O kadar çok su içtim ki karnımdan lıkır lukur sesler geliyoor. Geliyooor. Kuş uçtu pencereden. Kervan geçti. Bir sen, bir sen, bir sen..! Gözlerim sulu sulu şimdi. Sulu sulu gözlerim. Karnımdan lıkır lukur sesler geliyor. Beynimdeki umarsız kih kih gülüyor. Bir sen diyorum, bir sen! Gözlerim ama gözlerim. Mahcup oldum be canım. Geveze insanların suskunlukları kızgınlıktan olmaz ki hep. Mahcup oldum be can-ım. Can olanı … Okumaya devam et Kih Kih Gülen Lıkır Lukur Bi’ Başlık Olsun Bu*

Hiperaktif Balığım Kilo Alsın İstiyorum

Küçükken öğrenmiştik insanı insan edenin düşünmek olduğunu. İnsan = düşün-ebilen varlık.

İçimde boşluk boşluk boşluklar var sanki; dolmayan, kapanmayan.

Şimdi ben düşünebilen bir insan olarak endişeleneniyorum ve bu boşluklar  ruhumdan beynime metastaz yapar mı doktor, demek istiyorum ama herkes çok doktor artık ‘Ruhta boşluk mu?’ diyenlere kıvranmaktan geri duruyorum. Ruhunu anatomisinden az bilen doktorların varlığını bilmeyeyim, içime garip endişeler salarlar, diyorum.

Yaşadığım bu hayatı anlamlı kılmak benim elimde gibi çok kendine güvenen cümleler kuruyor beynim ama, ama her insan göründüğü kadar güvenmez ki kendine. Beynim ve ruhumu iki ayrı varlık olarak dinleyen kendim ben isem, ben kim oluyorum? Son günlerde çok dünya ehli çocuklar olduk, diyor bir şair. Evet evet, diyorum, ben de o çocuklardanım! Hem tam da içim boşluklanıyor!

İçim boşluk boşlukken boşlukların dışında bir yer, amaçsızlıktan öldürüyorsun kendini, diye inliyor ‘AHHHHH!’.

Amaçları olan küçük çocuk günlerimiz vardı, diyorum. Dünyayı kurtaran superwoman  olabilirdik pekala. Kuralları koyanlar uygulasındı. Ön yargılarını duvar niyetine etrafına örenler kendi ön yargılarında hapsolabilirlerdi. Başkaları pek umurumuzdaydı(!)

–Her süper kahramanı çekemeyenler olur şimdi.-

Büyük insanlar neler öğrendiler de bu kadar ciddi oldular acaba?

Bir gün büyük insan olursam Okumaya devam et “Hiperaktif Balığım Kilo Alsın İstiyorum”

Küçük Bir Ebruli

Uzun saçlı zayıf bir kız çocuğu, adımlarını birbiri ile yarıştırarak koşuyor. Koşuyor. Güneş gökyüzünden gülümsüyor dağlara ve balkonlara. Gökyüzü mavi, ağaç yeşil Mutluluğun rengiyse ebruli. Annesinin elini tutuyor çocuk. Şefkat rengarenk bir neşe ile el ele tutuşuyor; tamamlanıyor. Sevgi, ışıldayan gözlerinden ellerine bulaşıyor, ellerinden birbirlerine karışıyor. Sevgi tamamlanıyor. Çocuk heyecanla başlıyor konuşmaya. O gün başına gelen bir olayı anlatıyor muhtemelen. Minik kalbi pıtır pıtır atıyor. Annesi, yılların neşesini eksiltmemesi duası … Okumaya devam et Küçük Bir Ebruli

Müzik Evrenseldir!

Sınırlara sığdırılamayan duygular bir yol bulup havaya, suya, toprağa, insanlara, başka başka zamanlara akar. Uzak diyarlardan gelen çöl rüzgarı ile kavrulursunuz o vakit. Bilmediğiniz bir dildeki yakarışla yandığınızı fark edersiniz. İlk duyduğunuzda nutkunuzun tutulmasına hadi tamam dersiniz de, dinledikçe içinize açtığı çukur derinleşir; ses tırmanır, yakarış yükselir…Gelen ses çok ötelerdeki bir yerdendir.

Üniversitesinden atılmak pahasına tarzından ve özgünlüğünden ödün vermeyen İran’ın yasak sesidir eşlik ettiğiniz. Cümlenin sınırına çarpa çarpa Okumaya devam et “Müzik Evrenseldir!”

Yafta ve Özgürlük

20 yaşındayım. Yeni yaşımın çiçeği burnunda.

20 yaşındayım ve etrafımdaki hemen her şey hunharca tüketiliyor. İnsanlar her geçen gün daha bencil. Dünya her geçen yıl daha kirli. Kapitalizm hala her şeye  fiyat etiketlerini yapıştırıyor. İnsanlar ‘özgürlük’ sınırlarını beyinlerindeki sınırlara göre koyuyor. Ve koyunlar ‘sınırlara’ girmek adına birbirlerini eziyorlar. Sonunda da yine başka insanların önlerine sürdükleri ‘hür insan’ kalıplarına girerek hürce(!) ‘me’liyorlar. Özgür koyunlar olarak, yüzlerce kitaptan satır satır hayatı, kendisini, ülkesini, düşüncelerini sorgulayan, fikrin çilesini çeken bireyleri düşünmemekle suçluyolar. Farklı düşünen insanların girebileceği bir kalıp olmamasından mütevellit kalıpsızlık algısına kapalı ‘koyun hürler’ yaftayı yapıştırıyorlar. Çünkü bu ülkede Okumaya devam et “Yafta ve Özgürlük”

Fikrederken Lacivert Gecede…

Gerçek sevgi, karşındaki gibi, karşındaki yerine sevinmeyi ve üzülmeyi getirir yanında.

Ölüm her zaman ayrılık veya hasret demek değildir. Vuslatın da sonu olabilir.

İnsanın kendisine olan  saygısı arkadaşlarından, etrafındakilerden, ailesinden ve hatta büyüklerinden daha fazla olmalı. Bir ömrü aralıksız birlikte geçireceğin varlık kendindir. Kendi tercih ve isteklerini başkalarının fikirlerine göre daha az önemsemek esasında insanın benliğine büyük hakarettir. Tercihlerimizdeki en önemli önceliğimiz iç sesimiz olmalıdır. Okumaya devam et “Fikrederken Lacivert Gecede…”

Kalbin Dili

Kelimelerim benim kalemdir. Duvarlarımı onlarla örerim. Bazen dış dünyadan içine sığındığım bir sığınağın, bazen de başka başka insanlara beni götüren köprülerimin taşları oluverirler. Kimi zaman matça bir yalınlığa bürünür, kimi zaman güneş gibi ışıldarım kelimelerimin eşliğinde. Kalbimin, sevgimin, hüznümün, içimdeki durmaksızın şakıyan kuşun, bir deli kızın kendini var kılma çabasıdır kelimelerim. Kimi zaman olur, aklımdan geçen yüzlerce, yüzlerce kelime nehir olur ve aynı yöne doğru … Okumaya devam et Kalbin Dili

İdrâk

Bazı çocukların okuldan kaçma mutluluğu yıllar geçse de azalmıyor. Lisedeyken okulu kırıp evimin sükunetine sığınmayı tercih ettiğim günleri hatırlıyorum da, yıllara rağmen hala okulu kırmaya, aynı masamda bir fincan çay eşliğinde kitaplarıma gömülmeyi sürdürmeye devam ediyorum. Lisenin üniversiteyle yer değiştirmiş olması, arkadaşlarımın ülkenin farklı yerlerine dağılması ve iki şehir arasına bölünen hayatım eskiden daha nadir gelen kendime kaçma ihtiyacımı oldukça arttırmış. Az ışıklı penceresiz amfiler, mavi gök ve yeşil çimen hasretini arttırmaktan ziyade pek de işe yaramamış. Okulu kırıp kendine kaçarak sükuneti arayan küçük kız sandığım gibi büyümemiş. Her şey değişse de, insan değiştiğini iddia etse de aslında kabuklarını kaldırdıkça içinden hep aynı yalın çocuk çıkıveriyor-muş. Özlemler, hayaller, umutlar, pişmanlıklar dolu küçük çocuk. Okumaya devam et “İdrâk”

Son’suz

Gün ayık. Merhaba ey yeni gün nidası ile başlıyorum güne. Adımlanan yolda, her defasında ilkmiş gibi yoğun hissettiğim denize kavuşma heyecanına kapılıyorum. Coşkum sırf bundan. Dalgalar ve martılar yüzyıllar önce aynı manzarayı gözlerine dolduran insanları düşündürüyor. Sevgileri, nefretleri, aşkları, özlemleri, zayıflıkları, hırsları ve günlük dertleri ile aynı kıyıda duraklayan, hiç gelmemişçesine de aynı mavilikleri terk edip giden insanları. Dalgaların kıyılara vuruşunu seyredip fikrederken çok sevdiğim … Okumaya devam et Son’suz

Fall in Love

Sadece bir lahza. Sadece bir nefes. Sadece bir ses. Genç delikanlı okuldan çıktı. Yağmur hafifçe saçlarına dokundu. Koşarak yetişmeye çalıştığı otobüs köşeyi dönerek gözden kayboldu. Başını göğe kaldırdı delikanlı. Yağmur çiseliyordu. Yağmuru en çok kırpıştırdığı kirpiklerinde hissetti. Kaçan otobüs ve günlük düşüncelerinden sıyrılıverdi bir an. Damlaların çokluğunu fark etti, ilk defa görmüşçesine. Hayrete düştü delikanlı, başı gökte, kirpiklerini kırpıştırır bir vaziyette. Ne çoklar, ne varlar, … Okumaya devam et Fall in Love