Ya Sizin?

Bazen bir şehrin üstünüze geldiği olur mu, var gücüyle? Tüm karanlığı başınıza toplayarak. Benim olur. Ya sizin? Bir meşgalem olmadığında, tek başımayken yakalar hep. Bu yüzden eşit değiliz verdiğimiz savaşta biliyorum. Şehrin hep onun olmuş insanları var, benimse onun olmak için verdiğim çabam. Didinip duruyorum, çok zaman köşe başlarında. Kaybetsem üzüleceğim biliyorum, çocuk sayılacak yaşlarıma dair sanrılar kalbimin dört odasında… Kalbim diğer yandan sanki altmış … Okumaya devam et Ya Sizin?

Susmak

Tuhaf değildi, bilinmez de değildi İnsanın bir şehri sevişi sebepsiz de olurdu. Giz dolu bir yalnızlık vardı içimde Sevinç ardına hüzün koyan Bir pencere vardı perdesi yarım Bir koltuk vardı karşıda Ne zaman dolacağı meçhul İnsan en çok yalnız kalınca büyüyordu Ve genç olmak kimsesizken çok boştu. Yeni bir şehrin ismini bilmediğim sokakları Önüme serili uzun yolları Bir menzil var, evet, ne kadar zor olduğu … Okumaya devam et Susmak

Ismarlama

“Bir nisan esintisinde gelen, içimde derin bir yaradır aşk.” diye başla yazına dedi. “İçimde aşkın zerresi var mı ki aşkı yazayım?” dedim. “Aşk olsun konusu, sana yakışır.” dedi. *** Bir nisan esintisi gibidir aşk. Kokusunu duydum uzaklardan, birazdan yıkılmam dediğim yerden vurulup kaldırımlara devrileceğim. Boylu boyunca ıslanacağım kırkikindilerde. Hiçbir şemsiye beni altına almasın, üzerimde senin gölgen varken. Kırk yıl hatırını bırakacağım hatıra defterimde kaçamakça içtiğimiz … Okumaya devam et Ismarlama

Belirsiz Kelimeler

Hıçkıran gece. Şu uzaktan sesi duyulan. Hıçkırıklarıyla bir belirsizliği anlatmaya çalışan, yorgun ve alnı terli bir ağustos gecesi. *** Geceyi bilirsiniz, ne varsa alır koynuna. Bir mahkumu ardına saklayan demir parmaklıklar gibidir biraz. Karanlığın ardına apaçık ve gizli ne varsa sığdırır. Apaçık ve gizli çünkü birimizin gizi diğerimizin açıklığı. Birimizin örttüğü, bir diğerimizin haykırdığı… Gece bir tek beni almıyor koynuna. Ona günahımın ne olduğunu sormaktan … Okumaya devam et Belirsiz Kelimeler

Buzdağına Nazire

“Herkes buzdağının görünen kısmının şiirini yazar ya ben görünmeyen kısmının şiirini yazmaya çalışıyorum.” der Zarifoğlu. Zarif bir sesleniş vardır cümlenin ardına saklanmış. Zarifoğlu’nda mayalanmış, onun olmuş ama bir başkasına adanmış. *** Hepimizin içi bir şiir. Her duygu kendimizle başlayıp yine kendimizle biten bir mısra. Ne çok şey yaşıyor insanoğlu bir dörtlüğe süslü cümlelerle sığdırılmaya çalışılan. Ne çok şey yaşıyor adı zaman zaman değişiveren en çok … Okumaya devam et Buzdağına Nazire

Nisyan

“Çiçekli şiirler yazmak..” isterdim bahar yağmurunda fütursuzca islanirken üstüm başım. Yağmur hiç dinmesin, kimi zaman çıplak ayaklarla gezdiğim o sokaklarda akşam hiç olmasın derdim. Biz çocukken sokaklar vardı, evimizden daha güzel. Bir de komşu çocukları pencere diplerinde birbirine gülümseyen. Köşe başında oynadığımız oyunlar, hiç bitmeyen şarkılarımız vardı. Uslanmazlığımız ve usanmazlığımızda gizliydi çocuk olmak. Mesela hiç bıkmadım ellerim ve ayaklarımın çamur olmasından, ojesizde güzeldi tırnaklarım ve … Okumaya devam et Nisyan

Bir Pencere İki İnsan

“Eksik bir şey mi var hayatında?” *** Bir çatı katı. Tavanı alçakça. İlk defa içeri giren birince oldukça eski. Zemin eski, pencere pervazları eski, duvarlar eski. Yıkık dökük sıfatı tam üzerine iliştirilecek kadar uygun. Nem kokuyor etraf, etraf ürkütücü, etraf boş, boşluk. Bir şey var burada mobilyalar yerine içeriyi dolduran, onlar yerine içeriye hakim olmuş. Adı sessizlik. Sese susamışlık belki. Dur, dedim. Onun içinden geçen … Okumaya devam et Bir Pencere İki İnsan

Yeni Yıl mı? Eksilen Ömür mü?

Sonu yok geçen zamanın. Her gün, her dakika, her saatteki o akrep ve yelkovan birbirinin peşinde koşacak. *** Adına yaşamak diyeceğiz her nefes aralıklarımızın. Kalabalık olacağız çoğu zaman, yalnız kalmak bize mahsus değildire sığınarak.  İtiraf edemeyeceğiz korkularımızı yine… Belki bol kahkaha atacağız, belki kahkahalarımızdan daha çok ağlayacağız. Delik cebinde yüreğimizin anılar biriktireceğiz ve unutmayalım diye bir fotoğraf karesine sığdıracağız zamanı. Zaman ellerimizden gitmesin, derken biz … Okumaya devam et Yeni Yıl mı? Eksilen Ömür mü?

Eskiler Kokarsa

“Yazmalısın!” dedi. “Ne yazayım?” dedim. “Minder kokusu.” dedi. *** Bir kokunun yazılacak nesi var? Hele ki bir minder kokusunun. Demedim. Bir koku birçok şey olabilirdi, bilirsiniz tahminimce. *** Duvarları alçak, pencereleri yere yakın bir ev. Duvarları simler değil; duvarları kerpiçten, duvarları beyaz toprak sıvalı bir ev. Duvarları muazzam tabloların, yalan tebessümlerin çerçevelediği fotoğraflar değil;  duvarları gerçek kahkahalar taşıyan bir ev. Duvarları insan yalnızlıklarını saklayan değil … Okumaya devam et Eskiler Kokarsa

Bir Başka “Kurban”

Birçoklarını kurban ettik içimizde oysa hepsinin adı “sevgiydi”. *** Hz. İbrahim, oğlu İsmail. Bir baba, bir oğul. İki insan, iki peygamber. Gecede bir düş; arkasında, önünde, dışında ve merkezinde bir dava. Düşün adı… Babanın zihninde dönüp duran bir söz oğla dönüşür. Oluveren oğul sözün içinde yoğrulur. Mayası tutan sözün vakti gelmiştir, pişecek. Elinde bir bıçak, bir baba az sonra evladının başına tutacak. İnsaniyettir elbet zor … Okumaya devam et Bir Başka “Kurban”