Kasvet Kasavet Keder

Hayatımızda hep doldurulması mümkün olamayan boşluklar üretmiştik kendimize. Yaşadığımız süreç boyunca bu boşluğu inançlarımızla doldurmuştuk birçoğumuz ve zamanla da bu boşlukları dolduran inançları bir bir halının altına itmiştik diğerleri gibi. Yıllar önce bu boşluğu inançla doldurduğumu zannettiğim zamanlarda cümlelerimle devrime gittiğimi düşünürdüm hayatımda. ‘Ama şunu bilmelisin ki, kimin kimsen olmadığı zamanlarda bile inançların var.’ derdim ufak devrim girişimlerimde. Yıllar geçtikçe görüyorum ki inancını kaybeden insan … Okumaya devam et Kasvet Kasavet Keder

Hayata Bakan Pencerelerimiz

Evlerimizde, iş yerimizde, okullarımızda, arabamızda daha sayamadığım birçok yerde pencereler vardır. Dışarıya bakmamızda fayda sağlayan pencereleri hayata olan bakış açımıza benzetiyorum. Bahar aylarına girerken evimizde genel bir temizlik yaparız. Özellikle evimizin güneş almasını sağlayan pencerelerimizi silmemiz gerekir ki evimiz daha iyi aydınlansın. Dışarıya daha temiz bir şekilde bakmaya başlayalım. Hayata bakış açımızı da sürekli temizlemeye çalışırız ya da biz fark etmeden de hayata olan bakışımızı … Okumaya devam et Hayata Bakan Pencerelerimiz

Zaman Yönetimi ve Diğer Şeyler

Merhaba sevgili okur, sana hitap ederek yazdığım bu ilk yazı. İç dehlizlerimde kaybolmalı yazılardan fırsat ancak bu kadar yılın sonunda sana gelebildi desem üzülmezsin inşallah. Öncelikle bir çekince koyarak yazıma başlayayım. Ben bir kişisel gelişim uzmanı falan değilim. Bu da esasında benim uzmanlığım ile yakından uzaktan alakası olmayan bir alan. Hiçbir kaygı gütmeden sadece deneyim paylaşımı niteliğinde yazıyorum (Böylece daha en baştan tüm eleştirileri kendimden … Okumaya devam et Zaman Yönetimi ve Diğer Şeyler

Zamanın Yorgunluğu

  Aslında çocukken gördüğümüz çoğu rüyayla meğer seyahat ediyormuşuz uçsuz bucaksız diyarlara. Çocukluğun verdiği bu başka diyarların inancı ve sıcaklığı sarıyorken her yanımızı oysa ne masum insanlarmışız… Zaman geçti, inançlar yitirildi. Pembe bulutların varlığı, sonsuzluğa akan derelerin ışıltısı rüyalara bile girmez oldu. Algılarımız açıldı. İyi ve kötü lügatımıza girdi. Gerçek ve yalan. İlk olarak böyle kalbimiz kırıldı, diyebilirim. Daha sonra ölümler, eziyetler, savaşlar, ağlayan çocuklar … Okumaya devam et Zamanın Yorgunluğu

Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

“Dergi için falan filan var mı sıkıntı yok keyfi yerinde de aynı şekilde yürütülmüyor maalesef bu kadar durgun bir gün birlikte uçağa binersek mutlaka yap veya kayıt ol başkan adayı Mustafa Sarıgül VIP taksileri kaldıracağım.”                Okuduğunuz şey sizi rahatsız edecek kadar anlamsız geldiği için yarıda kesmiş olabilirsiniz. Bu yüzden bir açıklama borçluyum size. Bu yazının ilk kelimesi bana ait ve geriye kalan kısmı tamamen … Okumaya devam et Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

Eylülün Savruluşu

İki yanı ağaçlarla bezeli bir yolda kahve ve sarının her tonunu arkanda bırakarak yürüyorsun. Ellerin ceplerinde, rüzgar esiyor. Ama üşümüyorsun. Yılın tüm hüznünü omuzlarında taşıyıp birçok şaire ekmek yediren bir ayı geride bırakıp, sevinçlerini kucaklayıp gelmiş bir ayda yapılabilecek en güzel aktivite olmalıydı bu. Kendilerine bu kadar önyargılı olunup şiirlerin yüreklerde ağırlık yaptığı bu aylar; boynu bükük eylül ve onu teselli eden bir omzu aşağıda … Okumaya devam et Eylülün Savruluşu

Belki de En Güzeli Böyle*

Bu gece sana Ünsal Kaptan’ı anlatabilirdim. Sönük hayatımıza ışıl ışıl giren teknesini… Zaten buydu aradığımız, birkaç dakikalığına unutmak. Uzaklaşmak, bazı şeyler yokmuş gibi davranmak. Sonra değirmenler çıktı yolumuza, Değirmenler’i açtım,  birinci sınıftaki halimi düşündüm. Bazen işler göründüğünün tam tersidir ya. Öyle bir seneydi. Öyle bir seneydi ki foyası sonunda ortaya çıktı. Sonra değişti bazı şeyler, bazı şeylerse hiç değişmedi. Çok fark da etmedi. Eksen sapmasını … Okumaya devam et Belki de En Güzeli Böyle*

Acıyan Mumlarım

Hepimizin mumları var yandıkça içimizi mahveden. Mumlarım çoğaldıkça içim acıyor. Onlar aynı zamanda kıymetlimizdir. Birisini kırdığımda veya üzdüğümde ben de çok üzülebiliyorum. Bir şey yaptığımda bana acı bir sonuç verdiyse, bu durumdan kendime ders çıkarıyorum. Bu mumlarımı yakıp söndürmüş oluyorum. O mumlarıma baktıkça da tecrübelerimi tekrar fark ederek bana güç kattıklarını düşünüyorum. Yani bir insanı kırmadan kendimi durdurmayı öğreniyorum.  Onlar benim acılarımı, aynı zamanda başkalarına … Okumaya devam et Acıyan Mumlarım

Seçilmiş İnsanlarız Nihayetinde

Dünyaya özgüven hüküm sürüyordu. Korkular piyasada değer kaybına uğrarken, ego yükselişine devam ediyordu. İnsanlar salonun orta yerine koltuklar yerleştiriyorlardı. Bu salonların amacı inanç tazelemekti. Çok önemli insanların diğer sıradan insanlar arasından ayrılıp doğal ötesi bir seçilim ile toplandığı fikri aşılanıyordu bireylere. Bu seçilimin nesnesi olmak egolarını okşuyordu. Ego yürüyen merdiven gibidir. Bir kez adımını atmayagör sonunda bulursun kendini. Yavaş ama zahmetsiz. Henüz o merdivenden korkacak … Okumaya devam et Seçilmiş İnsanlarız Nihayetinde

Duyguların Başkenti

Bizler doğamız gereği birçok duyguya sahibiz. Mutlu olma, üzülme, şaşırma, öfkelenme, utanma ve daha birçok sayamadığım duyguyla yaşıyoruz. Bunlar, fark ederek ya da etmeyerek içimizde bir yerlerde mutlaka yer almıştır. Biz insanlar genellikle duyguların en yükseğini yaşadığımızı iddia ederiz. Mesela ‘En çok ben üzüldüm’ ya da ‘En çok ben mutlu oldum.’ gibi söylemlerde bulunabiliyoruz. Karşımızdaki insanın yani bizi dinleyenin ya da bize bu duyguları yaşattığını … Okumaya devam et Duyguların Başkenti

Savrulan Adam Rises

Her şeyden uzaklaşmanın sihri… Merak ediyorum diğer tüm tanrılar Poseidon’un önünde diz çöktü mü, çünkü başka türlüsü mümkün görünmüyor. Hep içimizde olan ama rutinin etkisiyle orada olduğunu unuttuğumuz bir yanımız var, deniz ona sesleniyor. Unuttuğumuzu hatırlatıyor. Sanki topraktan değil, sudan gelmiş gibi. Zamanı burada durdurmak mümkün olsaydı bile onu ister miydik? İflah olmaz doyumsuzluğumuz ve sabırsızlığımız başını duvarlara vurmaz mıydı? Razı olur muyduk zamanın tutsağı … Okumaya devam et Savrulan Adam Rises

Bir Adam

Bir adam öldü dün. Öyle sıradan bir ölüm değildi –hiçbir ölüm sıradan değildir. Bir adam içini sığdıramadı koca dünyaya. Kollarına sarınamadı. Belki de tek bir aferin almadı şu hayatta. Yastığa başını huzurla koyamadı. Açtı çocukları, evi kira, borçları tomarla. Verebilecek ne gücü vardı ne de sevgisi çocuklarına. Küçükken “Yaşamak bir savaştır” dedi annesi belki, adam o savaşı kazanamadı. Trafik kazası geçirmedi adam. Kışın en soğuk … Okumaya devam et Bir Adam

Neden Yazıyorum?

Bu defa arşivden çekip çıkardığım bir yazıyla karşınızdayım. Çünkü konu güncel. Çünkü bu soru zaman zaman tekrar hatırlanması ve cevaplanması gereken, muhtemel cevapları içinde bir sürü katmanı barındıran bir soru. Şöyle buyurun: Daha önceki bir blogumda WordPress kendiliğinden küçük bir kurs önermişti diye hatırlıyorum: Everyday Inspiration. Belki de ben yardım bölümünde araya araya bulmuşumdur, emin değilim. Çünkü bu defa öyle oldu. Düzenli yazmakta zorlananlar için … Okumaya devam et Neden Yazıyorum?

Büyüyünce ne olacaksın?

-Büyünce ne olacaksın? +Süper kahraman. -İyi de süper kahramanlar gerçek değil ki. Sadece kurgu. +Onları görmemiş olman gerçek olmadıkları anlamına gelmez. Ben çok çalışıp süper kahraman olacağım. -Peki ya süper kahraman olamadın diyelim, o zaman ne olmak isterdin? +Hmmm…. O zaman bir araç yapıp uzaya gitmek, oraları keşfetmek isterdim. -İyi de uzaya gidemezsin ki. Şu ana kadar oraya kimse gidemedi. +Kimsenin gidememiş olması gidilemeyeceği anlamına … Okumaya devam et Büyüyünce ne olacaksın?

An’da kal…

Geçenlerde yine düşüncelerimle baş başa kalmışken, aktör Will Smith’in bir konuşmasına denk geldim. Şöyle diyordu: Bir gün arkadaşlarıyla skydiving yapmaya karar verirler, skydivingten bir gece öncesi yaşadığı anksiyete, uçaktan atlayana kadar aklında uçuşup duran ‘ya paraşüt açılmazsa’ diye olumsuz düşünceler silsilesi ve korkunun, heyecanın yerini aldığı anlar… Sonra şöyle devam ediyor: ‘Bir gece önce arkadaşlarımla sarhoşken aldığımız kararın bir gün sonrasında, gerçeğe dönüşmemesini umarak atlayacağımız … Okumaya devam et An’da kal…

Vazgeçme Yetisi

Hayal kurmakla başlıyor her şey, hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimizde bitiyor. Aslında hayal kurmayı bıraktığımızda bitiyordur belki esasen. Hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimiz zamana kadar ise devam ettiğini sanıyoruz ve çabalamayı bırakmıyoruz. Bunun sebebi, temelde hayalini kurduğumuz şeyleri gerçekleştirmek için canla başla çabalamamızın bir süre sonra alışkanlık haline gelmesi. Alışkanlık haline getirdiğimiz şeyleri ise zihinsel bir süzgeçten geçirmeksizin yapar hale geliyoruz. Yapılması zorunluymuş gibi bir … Okumaya devam et Vazgeçme Yetisi

Gölgesine Razı Bir Fesleğen Olmak

“keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım” Didem Madak Ne zaman biraz umutsuz ve melankolik bir ruh hali içinde olsam zihnimin derinliklerinden yankılanarak gelir bu dize. Neden bu dize diye soracak olursanız, henüz benim buna bir cevabım yok. Belki de sadece ruh hali ortaklığı… Şiir, beni daha melankolik yapmıştır her zaman. Ne zamanki şiirden ve hatta bazen tümüyle edebiyattan, okumaktan ve yazmaktan uzaklaşsam, daha dingin bir … Okumaya devam et Gölgesine Razı Bir Fesleğen Olmak

Ben Gidip Biraz Asfalt Üzerinde Uyuyacağım

Keyfe kafi suretler benimsedik. Durumu kanıksamakta gecikmedin ya da durumlar varlığınla yokluğun arasında mekik dokuyuşumda toplandı kaldı. Bilemiyorum. Şartellerim atarsa sebebi Tedaş’ta arasan diye kendimi ayakta tutuyorum. Bir yerden sonra ayaklarım da uyuşuyor. Pozisyon güncellemem falan lazım geliyor. Neyse ki bu işlerde iyiyim. İçim kıpır kıpır yerimde duramıyorum. Çocukken hiç anlamamışlardı bu hallerimi de kurt mu var içinde, diye paylarlardı beni her fırsatta. Azıcık sabit … Okumaya devam et Ben Gidip Biraz Asfalt Üzerinde Uyuyacağım

En Sevdiğim Şeyler

Bu dünyadan geçerken, her insan gibi kendimce yaşarken beni mutluluktan havalara uçurmasa da gülümsetecek şeyleri not alayım, diye düşündüm geçen günlerde. Yazdıkça o anları yaşıyor gibi hissettim. Okudukça yeniden mutlu oldum. Eklenecek bir sürü şey var hala fakat şimdilik bu kadarı toparlandı. Acaba senin küçük mutlu anıların nerelerde saklı? Bir beyin fırtınasına ne dersin? Hadi, erteleme ve bu güzel ilkbahar günün daha güneşli, daha sevimli olsun.

İşte benim minik mutluluklarım;

*Sabahları pencereleri açıp odama dolan temiz havayı koklamak

*Uyandığımda kendisini şapka zanneden kedim Ihlamur’u kafama dolanmış bir vaziyette bulmak

*İçinde ne olduğunu bilsem dahi kargo paketlerini açmak

*Sevdiğim insanlara bir şeyler hediye ettiğimde yüzlerindeki mutluluğu seyretmek

*Turuncu stateskopum

*Renkli küpelerim

*Eve geldiğimde Okumaya devam et “En Sevdiğim Şeyler”

Görünmezlik Pelerini vs. Mesafeler

Vintage-Letters“Dear Friend, I like to start my notes to you as if we’re already in the middle of a conversation. I pretend that we’re the oldest and dearest friends, as opposed to what we actually are, people who don’t know each other’s names… and met in a chat room where we both claimed we’d never been before. What will NY152 say today, I wonder. I turn on my computer, I wait impatiently as it connects, I go online, and my breath catches in my chest until I hear three little words: ‘You’ve got mail.’ I hear nothing, not even a sound on the streets of New York, just the beat of my own heart. I have mail. From you.”*

Şimdi girdim eve. Sabah nasıl bırakıp çıktığımı unutmuşum. Bu aralar hep bir acele etmeler… Yapacak o kadar çok işim de yok, yani bazen düşünüyorum, çok bir şey halletmemişim bu telaşlarda ama nedense hiçbir yere, hiç kimseye yetişemiyorum.

Neyse, deyip balkona çıktım. Amacım evi bari biraz havalandırmakmış gibi davranıyorum ama bana lazım hava. Bu zamanların hafif akşam esintilerini öyle seviyorum ki. Üşütmeyen ama sıcak bir şey içesinin geldiği ya da omzuna annenin ördüğü şalı atıp tolere edebildiğin, belki hiçbir şey yapmayıp öylece durup biraz üşüyerek hala canlı olduğunu hissetmeye çalıştığın…

Biliyorsun, elinde kırmızı balon tutan o çocuğu her görüşümüzde kalbimiz ısınacak. Dikenlerin arasında bulduğumuz uğur böceklerinin nesli tükenmeyecek. O dikenler ne zaman batsa bir yerimize, ufacık kanayacak ama geçecek. Bazen başkalarının uçurduğu uçurtmaları arabanın camından izlemek zorunda kalacağız. Bir gün gerçekten balık tutmayı başaracağız. Onu da suya geri bırakacağız. Bazen bir şarkıyı bir türlü sevemeyeceğiz diğerini sevmekten asla vazgeçemezken. İstesek de istemesek de kendimizinkiler gibi ebeveynler olacağız ama yine de onlara kızmaya devam edeceğiz. En çok da onlara benzediğimiz için. Bazı insanlar Beatles’ı Okumaya devam et “Görünmezlik Pelerini vs. Mesafeler”