Vazgeçme Yetisi

Hayal kurmakla başlıyor her şey, hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimizde bitiyor. Aslında hayal kurmayı bıraktığımızda bitiyordur belki esasen. Hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimiz zamana kadar ise devam ettiğini sanıyoruz ve çabalamayı bırakmıyoruz. Bunun sebebi, temelde hayalini kurduğumuz şeyleri gerçekleştirmek için canla başla çabalamamızın bir süre sonra alışkanlık haline gelmesi. Alışkanlık haline getirdiğimiz şeyleri ise zihinsel bir süzgeçten geçirmeksizin yapar hale geliyoruz. Yapılması zorunluymuş gibi bir … Okumaya devam et Vazgeçme Yetisi

Din Bir Disiplindir

Din; akıl sahiplerini kendi irade ve istekleriyle, dünya ve ahirette saadet ve selamete ulaştıran ilahi kanundur. Bu ilahi kanunu kendi irade ve istekleriyle kabul etmiş olan insanlar bu kanunları uygulamakla sorumludurlar. Din iki kısımdır; itikad ve amel. İtikad, gönülden inanmak anlamına gelir. Amel de din hükümlerini uygulama manasına gelir. Bir kişi amel konusunda eksikse bu, onu dinden çıkarmaz. Ancak itikad konusunda eksikse bu, onu dinden … Okumaya devam et Din Bir Disiplindir

Söz Uçar Yazıda Kal

Gelişine yazdım, gidişine gene yazdım. Çünkü ben. Çünkü sen. Yani biz. Yani b’yi ayırıp bir iz, sonra siz, sonrası büyük bir sis, sonu belirsiz, mezarlar gibi, ölüler gibi çoğaldıkça, yaşardıkça mezar taşları, ağladıkça, martılar denizi terk ettikçe ve sen gözlerini çekip aldıkça sözlerimden, nasıl da gidişine aldanıyor kalbim, sonra söz öbeklerim; zarf tümleçlerim hep zamanı şaşırmış, tanelere ayırmış bir nar gibi, tam yiyecekken ekşiye çalmış… … Okumaya devam et Söz Uçar Yazıda Kal

Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar

Artık Kafka’nın eserlerini klasik olarak sayabiliriz, diye düşünüyorum. Diline ve edebiyatına edebileceğim bir lafım yok. Bu tür insanlar hakkında yorum yaparken çok dikkatli olunmalı. Eleştirilerimiz kendi eksikliklerimizi ortaya çıkarabilir. Nitekim bu yazıyı yazmadan önce okuduğum kitapla ilgili başkaları neler düşünmüş, diye internette dolaşırken dikkatimi çeken şeylerden biri de bu oldu. Birbirlerine neredeyse zıt yorumlamalar yapılmış. Yüzeysel ve fazla derin çıkarımlar yapılmış. Bir bakıma, kendi fikrimizi … Okumaya devam et Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar

Anladık Prens Küçük.

Son bir iki yıldır olan şu Küçük Prens çılgınlığı hakkında bir şeyler söylemeden duramayacağımı fark ettim. Geç kaldığımı biliyorum ve bunu çoktan yapan sayısız kişi olduğuna da eminim. Ama gerçekleşmek zorunda. Nöropsikiyatriden yeni çıktım: İçimize atmayacağız, her şeyi ifade edeceğiz. Mümkünse sağlıklı şekilde. En başta belirtmem gerekiyor, ben Küçük Prens’i severim. Abartının da ötesindeki popülaritesini bazen anlamakta güçlük çeksem de. Çünkü ben bir sürü kitap … Okumaya devam et Anladık Prens Küçük.

Teizm Olmasaydı Ateizm Olmazdı

Bu yazımı yakın zamanda başımdan geçen bir olay üzerine bir meseleyi daha iyi analiz etmek için yazıyorum. Psikiyatri dersinde hoca “Bipolar Duygu-durum Bozukluğu (İki uçlu duygu-durum bozukluğu)’ndan bahsediyordu. Hastaların dürtü kontrollerinin bozulduğunu anlatmak için bir örnek verdi. Bir hastası Cuma namazında imam hutbe okurken ayağa kalkıp imama müdahale etmiş. İmam alkol almanın günah olduğundan ve vücuda zararından bahsederken aniden yüksek sesle “Nasıl böyle bir şey … Okumaya devam et Teizm Olmasaydı Ateizm Olmazdı

Sudan Çıkmış Balık Misali

Hiç sudan çıkmış balık gördüğünüz oldu mu? Bu soru mecazi anlamda sorulmuş bir soru değil, sakın yanlış anlamayın. Görmeyenleriniz için ben kısaca olayı tasvir edeyim. Balık bir şekilde suda yakalanır ve su ile bağlantısı kesildiği andan itibaren tüm vücudunu hareket ettirmek suretiyle can çekişir. Bu bir çırpınış, bir kurtulma arzusudur.

Gelelim asıl meseleye. İnsan bu ya, bazı zamanlar gelir ki işte tam da anlatılan gibi neye uğradığını şaşırıp, şoka girip, tam da sudan çıkmış balığa dönüverir.

İşte yazarınız kendisini zaman zaman tam da bu durumda hissediyor. Aslında her şey istenilen gibi gitmesine karşın bu duruma anlam veremiyor.

İnsan aslında basit bir varlıktır. Kendisini ilk bildiği andan itibaren Okumaya devam et “Sudan Çıkmış Balık Misali”

Doğrusu Kibarlık

Sözün doğrusunu söylemeye çalıştıkça işin içine hep ‘bence, sence, şu kişiye göre’ler giriyor. Çoğu sözün ‘aslına bakarsan, şu açıdan…’ı var. Tartışılan bir mesele hep ortada kalıyormuş gibi oluyor. Bir sonuca varmadan konuşmuş olmak için konuşmak da kimseye fayda sağlamaz sonuçta. Amaç fayda mıdır, diye sorulabilir. Haz ya da ego da olabilir fakat ‘Doğru tam olarak hangisi?’ dediğimizde cevabı yok. Hangisi iyi, desek, yine aynı şekilde cevabı yok. Tam burada işin içine inanç giriyor. İnancı hareket noktası olarak alırsak hepsinin tam ve kesin bir yeri oluyor. Peki, her inanç hareket noktası olur mu? Tutarlı olması lazım. Peki, hangileri tutarlı? Tutarlılık nedir? Bundan sonrası çok kaygan bir zemin. Kişinin ferasetine ve vicdanına kalıyor.

Kibarlık ve yumuşak huylulukla ilgili bir yazı yazacaktım. Aklıma konunun esasıyla ilgili o kadar çok şey geldi ki yazımda belirtmeden edemedim. Bu sebeple Okumaya devam et “Doğrusu Kibarlık”

Devinimsel Vicdan/İç ses/İç sessizlik

Yollarımız yürümek içindi ama biz koşmalıydık. Hız çağında yaşıyorsanız ve bir metropol sistemi içinde nefes alıyorsanız yürümekle kaybedecek kadar vaktiniz yoktur. Biz de kapitalizmin bize kattığı zerre olumlu bir şey olmadığını ancak kapitalizmin elimizdeki her şeyi tüketmesiyle anlayabilecek kadar ahmaktık. Bilemiyorum, bizi aklamaya yeter mi.

Bir koyup üç alacağımızı sandığımız zamanlar üç koyduk dokuz alalım diye. Oysa doğa bizim gibi değildi, tüketime ayak uyduramıyordu. Görmezden gelmeyi denedik. Yapabilseydik böyle sürüp gidecekti bu düzen. Yapamadık. Yine de böyle sürüp gidiyordu. Engelleyemeyecek kadar pasif ve bir o kadar korkak bir nesil haline gelmiştik çünkü. Hantallaşmış bedenlerimizle, asla var olmadığını iddia ettiğimiz ruhumuzla, hislerimizle, insanları maddeleştirmemizle biz tam olarak insan sayılamazdık elbet. Yine de, biz insan değilsek kimse değildi. Çünkü onlar da bizim gibiydi. Demek ki, dedik, olması gereken bu. İçimiz rahat edecek gibiydi kabullenince. Kabullendik de. Zorlanmadan hem de… İçimiz sustu, düşüncelerimiz sustu, dilimiz sustu. Bedenlerimiz bağırmaya başlayana kadar devam ettik bu sessizliğe. Ne zaman ki biz “biz olamayacak kadar” ötekileştik, işte o zaman karar verdik bu oyunu bozmaya. Kararları hep biz verirdik zaten. Yine de hiçbir zaman girişemezdik bir değişime.  Asla cesaret edemezdik. Biz de böyleydik işte.

11850980_1062322957111874_858381155_n

11874098_1062322933778543_1596859889_n

Not 1: Bu metin bilinçli olarak Okumaya devam et “Devinimsel Vicdan/İç ses/İç sessizlik”