Denenmiş Online Eğitim Platformları

Neredeyse bir yıldır evlere kapanmış olduğumuzu düşünürsek, en azından buna imkanı olup aklı da başında olanların; online eğitim mecralarının çok daha fazla önem kazandığını düşünüyorum. Herkes gibi. Benim için online eğitim yeni bir şey değil, o yüzden hem güncel, hem de geçmiş online eğitim tecrübelerimi paylaşmak istedim. 1. Memrise Memrise bir dil öğrenme uygulaması. Hatta daha önce yabancı dil öğrenmeyle ilgili şu yazımda da bahsetmiştim … Okumaya devam et Denenmiş Online Eğitim Platformları

Su evlerden taşınmalı mı?

Susuzluk ile ilgili haberlerin gündemi oluşturduğu bu günlerde çocukluğumda gittiğimiz köyümüzde çeşmesi olmayan evlere su taşındığı günler aklıma geldi. Hiçbir evde çeşme bulunmuyordu. Köyün bir alt tarafında, bir de üst tarafında herkesin evine bidonlarla su taşıdığı, hayvanların sulandığı, pınar adını verdikleri çeşmeler vardı. Hala var ama tabii kullanılmıyor eskisi kadar şebeke suyu bağlandığı için. O zamanlar günde kaç kere o pınarlardan su taşındığını bilmiyorum bile. … Okumaya devam et Su evlerden taşınmalı mı?

Aradığınız kişi şu anda ulaşılmak istemiyor, lütfen daha sonra tekrar rahatsız etmeyiniz.

Hatırladığım kadarı ile evimize cep telefonu gelmesi 90’lı yılların ortalarına denk geliyor. Babamın telefonuydu. Şimdinin benzetmesi ile olay sadece “tuğla”dan ibaretti tabi. Günümüze gelelim. İnternet bağlantısı sağlanmasından ve “akıllanması”ndan sonra telefonlar uzvumuz haline geldi kabul edelim. Bu yazıda tartışmak istediğim şey insanlara bu kadar kolay ulaşmamızın gerekliliği üzerine olacak. Biraz geçmişe gidelim. Tartışmanın konusu insanlık tarihi kadar eski. En azından bu konu ile ilgili bazı … Okumaya devam et Aradığınız kişi şu anda ulaşılmak istemiyor, lütfen daha sonra tekrar rahatsız etmeyiniz.

Doğu’nun Küçük Prens’i Ermiş ve Halil Cibran

Küçük Prens son dönemlerin en konuşulan kitaplarından biri olması sebebiyle herkesin az buçuk fikir sahibi olduğu bir kitap. Aynı zamanda felsefe kitabı olduğu da kabul ediliyor. Ama, hayır, bu Küçük Prens’in anlatıldığı bir yazı değil. Burada konumuz Halil Cibran. Konuya buradan girmiş olmamın sebebine gelecek olursak; Halil Cibran ile tanışmamdan evvel Halil Cibran okumama vesile olan yegane benzetmedir: “Doğu’nun Küçük Prens’idir Ermiş”. Halil Cibran’ı okuma … Okumaya devam et Doğu’nun Küçük Prens’i Ermiş ve Halil Cibran

İstediğim İşte Bu!

Malum eskiden herşeyi Facebook’ta paylaşıyorduk; fotoğraflar, müzikler, fikirler, anlık durumlar, hissettiklerimiz… Whatsapp, Instagram bu kadar aktif değildi. Bir sürü grubumuz vardı; Facebook’ta sınıf grupları, duyuru grupları, ortak zevk ve fikirler için açılmış etkileşim grupları… O zamanlar yakın arkadaşlarımızla keşfettiğimiz yeni şarkıları, yazıları paylaştığımız küçük bir grubumuz vardı ‘Açıl Heybem Açıl.’ Heybemizde ne varsa dökelim, diye. Birden aklıma geldi, neler vardı, bakayım, diye girdim, kayboldum tabii … Okumaya devam et İstediğim İşte Bu!

Kapanımdaki Umudum

Bu aralar kendimi kapana kısılmış fare gibi hissediyorum. Debeleniyorum ama kimse beni kurtarmak istemiyor. Ne yapmaya kalkışsam elimde kalıyor sanki. Bununla beraber kendimde yeni bir şeye başlama gücü bulamaz oldum. Karamsarlıktan uzak kalmayalı o kadar zaman oldu ki, huzurlu ve umutlu geçen günlerimi unuttum. Bir gün kahvemi yudumlarken insanların en zor zamanlarında nasıl ayakta kalabildiğini düşündüm. Umut ederek… İkinci Dünya Savaşı’nda en zor toplama kampından … Okumaya devam et Kapanımdaki Umudum

Kalbimdeki Çığlıklar

Sıradan bir cumaydı aslında. Her zamanki gibi kalmış, ne giysem, diye düşünüyordum. Mevsim geçişlerinde ne giyeceğini şaşırıyor insan. Hava önce yağmur yağacak gibi duruyordu. Ama belli de olmuyordu. Birden de sıcak çökebiliyordu üstümüze. İş yerinde nem dahil herkesin üstünde çözemediğim bir durgunluk vardı. Kimimiz kişisel sorunlarımıza daldık, kimimiz de iş yerindeki sorunlar çözülür mü, diye düşünüyorduk. Neyse ki hafta sonuna girecektik. İki gün de olsa … Okumaya devam et Kalbimdeki Çığlıklar

Bu Ne Biçim Dizi Böyle (!)

Ben bir dizi ya da film eleştirmeni değilim. Bunun için bir eğitim de almadım, bir tecrübem de yok. Ancak, on dört yaşındaki kardeşimin izlediğim diziye birkaç bölüm eşlik etmesinden sonra aramızda geçen bir sohbetten bu yazıyı yazmak istedim. Sanırım çoğu kişi 7 Numara dizisini bilir. Bilmeyeler de rahatlıkla erişebilir. Üç yahut dört bölüm kardeşimle izledik. Sonraki sohbet şöyle: Abla bu ne biçim dizi böyle  ! … Okumaya devam et Bu Ne Biçim Dizi Böyle (!)

7.0 büyüklüğünde bir yazı

Günün birinde caminin yakınına meyhane açılır. Caminin hocası her meyhanenin önünden geçişinde meyhane sahibine ve meyhaneye beddua eder. Durum bu şekildeyken bir gün meyhanenin olduğu bina yıkılır. Meyhanenin sahibi cami hocasına dava açar. Dava gerekçesi ise bedduası sonucu meyhanesinin yıkılmasıdır. Cami hocası ise böyle bir durumun olamayacağı, beddua ile bina yıkılamayacağı şeklinde savunma yapar. Hakim ise iki tarafı dinledikten sonra şunları söyler: “Açıkçası ne karar … Okumaya devam et 7.0 büyüklüğünde bir yazı

Salgında Özlediklerim ve Minik

Bu ara hava hep kapalı ve İstanbul çok gri. Sonbahar melankolisinin dibine vurmuş durumdayım. Bunu, artık yedi aydan fazla zamandır uğraştığımız salgına ve biraz da son günlerde karnımı gözle görülür şekilde şişirmeye başlamış minik tırtıla bağlıyorum. Kendisi 18 haftalık haliyle artık bahse değer bir birey bence. Bu yazı da, zamanında korebenin karantinada neleri özlediğimden bahsettiğim bir resim altı yazısını okuyup, bu konseptte yazmamı ve BKnın … Okumaya devam et Salgında Özlediklerim ve Minik

Ah şu zamane aşkları…

“Edebiyat sevdalısı”sınız ama vaktiniz mi yok? Sosyal medya hesabınızda edebiyat ile ilgili şeyler paylaşıp havalı mı görünmek istiyorsunuz? Veya edebiyattan hiç anlamadığınız halde anlar gibi mi gözükmek istiyorsunuz? Artık hiç sorun değil! İşte sizin için muhteşem fırsat! Sadece havalı bir başlık ve kapak görselinden oluşan yazı. (Overlok makinesi ayağınıza geldi.) Edebiyat derginizden ısrarla isteyiniz. Resim Jose Antonio Alba tarafından Pixabay‘a yüklendi Okumaya devam et Ah şu zamane aşkları…

Zamanın Yorgunluğu

  Aslında çocukken gördüğümüz çoğu rüyayla meğer seyahat ediyormuşuz uçsuz bucaksız diyarlara. Çocukluğun verdiği bu başka diyarların inancı ve sıcaklığı sarıyorken her yanımızı oysa ne masum insanlarmışız… Zaman geçti, inançlar yitirildi. Pembe bulutların varlığı, sonsuzluğa akan derelerin ışıltısı rüyalara bile girmez oldu. Algılarımız açıldı. İyi ve kötü lügatımıza girdi. Gerçek ve yalan. İlk olarak böyle kalbimiz kırıldı, diyebilirim. Daha sonra ölümler, eziyetler, savaşlar, ağlayan çocuklar … Okumaya devam et Zamanın Yorgunluğu

Bir Adam

Bir adam öldü dün. Öyle sıradan bir ölüm değildi –hiçbir ölüm sıradan değildir. Bir adam içini sığdıramadı koca dünyaya. Kollarına sarınamadı. Belki de tek bir aferin almadı şu hayatta. Yastığa başını huzurla koyamadı. Açtı çocukları, evi kira, borçları tomarla. Verebilecek ne gücü vardı ne de sevgisi çocuklarına. Küçükken “Yaşamak bir savaştır” dedi annesi belki, adam o savaşı kazanamadı. Trafik kazası geçirmedi adam. Kışın en soğuk … Okumaya devam et Bir Adam

COVID

Sahada filyasyon ekipleriyle beraber gece gündüz çalışan bir sağlık neferi olarak bizzat tanık olduğum yurdum insanının Covid ile imtihanından esinlenerek yazdığım, yer yer güldüren ama durumumuzu da ortaya koyan şiirimi takdim ediyorum. Herkesi bir kez de buradan maske, temizlik ve sosyal mesafe kuralına uymaya davet ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.   Altın bilezikleri koluna dizersin Memleketi düğün düğün gezersin Sonra Covid olup bizi üzersin Sorarım … Okumaya devam et COVID

Sosyal Medya (Kursu)

“Sosyal Medya”. Bu terimi son zamanlarda ne kadar çok kullanmaya başladık değil mi? Sosyal medya adeta hayatımız. İş arayanlar, hayatını paylaşmak isteyenler, fotoğraf tutkunları… Hem bilgi kaynağımız, hem de küreselleşen dünyada ben de varım, deme biçimimiz. Çok değil 2000’li yıllarda devraldık bu kavramı. İlk Facebook ile sosyalleştik; kendimize yeni personalar yaratmaya başladık. Beğenildim mi, beğenilmedim mi bütün meselemiz bu oldu. Peki nedir bu sosyal medya? … Okumaya devam et Sosyal Medya (Kursu)

Zamane Gençliği Feryadı

Dünya milattan sonra 2020’leri yaşıyor. Teknolojinin geldiği noktayı takip etmeyi çoktan bıraktık. Bir ay önce basılan bilim dergisi, bu ay eskimiş bilgiler içeren bir çöp haline geliyor. Eğitim sistemleri sürekli değişiyor; kanunlar, yönetmelikler her gün yeni düzenlemeler ile karşımızda. Mekatronikte neredeyse insanı saf dışı bırakacak yeni robot-insanlar üretilir hale geldi, sağlık sektöründe yapay insan yapılmak üzere (ki bu yazı yayınlanana kadar yapılmayacağını kimse iddia edemez). … Okumaya devam et Zamane Gençliği Feryadı

Ülkemizde Malpraktise Giriş

Bu günlerde ülke ve dünya gündeminin tek değişmeyen maddesi Covid-19 salgını. Bu salgın beraberinde sağlık ile ilgili konuları da gündeme getirmeye devam ediyor. Pandemi sebebi ile sağlık hizmetleri alanında yaşanan aksaklıklar her geçen gün daha belirgin hale gelmeye başladı. Bu aksaklıkların giderilmesi için yapılan çalışmalar mevcut olmakla birlikte, bu çalışmaların verimli bir şekilde uygulanabilmesi için kanuni altyapının yeterli düzeyde olması gerekmekte. Yaşama hakkı, vücut dokunulmazlığının … Okumaya devam et Ülkemizde Malpraktise Giriş

B A S K E T B O L

Basketbol bir aşk;

Bu yazı ancak böyle başlayabilirdi. Birkaç gündür maruz kaldığım duygusal anlar ve bu spordan aldığım haz beni bunu yazmaya zorladı. Daha önce de sporla ilgili yazmıştım, ancak bu yazı farklı olacak. Çünkü bu yazı klasik bir spor metni değil, tamamen duygusal bir metin olacak.

Öncelikle dün geceye gitmeliyim. Bizim neslimiz için, yani Jordan’ı kıl payı kaçırmış ama basketbola karşı ilgisi olan nesilden söz ediyorum, işte bu nesil için yeni bir efsane gerekliydi. Basketbolu sevdirme, yaşatma ve yayma misyonu için biri gerekliydi. Kendisi kariyerinin başında bu misyon için yeterli görülmese de, o tüm otoriteleri yanıltıp son 20 yılın basketbol efsanesi olmayı başardı.

Evet ‘KOBE BRYANT’tan bahsediyorum. Bize basketbolu sevdiren, onun bir tutku olduğunu, bir aşk olduğunu öğreten ve geceler boyu bizleri uykusuz bırakan adamdan söz ediyorum.

Hala onun ismini yazarken tüylerimin diken diken olmasının bir nedeni var. Hala onu bir şekilde izlerken içimin ürpermesinin bir nedeni var. Aşk ve tutku.

Bu hisleri bize hissettiren, bizi buna zorlayan bir adam KOBE. Çünkü o bu oyunu seviyor. Çünkü o bu oyuna aşık. Çünkü o bu oyuna tutkuyla bağlı. İşte asıl mesele bu.

Aşk ve tutku. Bizi herhangi bir şeye bağlayabilecek iki şey belki de bu iki kelime. Ancak öyle gelişine olunca değil, aynı KOBE gibi içten ve gerçekten hissedince olacak iki kelime bunlar.

Ve bu kadar yoğun Okumaya devam et “B A S K E T B O L”

Anladık Prens Küçük.

Son bir iki yıldır olan şu Küçük Prens çılgınlığı hakkında bir şeyler söylemeden duramayacağımı fark ettim. Geç kaldığımı biliyorum ve bunu çoktan yapan sayısız kişi olduğuna da eminim. Ama gerçekleşmek zorunda. Nöropsikiyatriden yeni çıktım: İçimize atmayacağız, her şeyi ifade edeceğiz. Mümkünse sağlıklı şekilde. En başta belirtmem gerekiyor, ben Küçük Prens’i severim. Abartının da ötesindeki popülaritesini bazen anlamakta güçlük çeksem de. Çünkü ben bir sürü kitap … Okumaya devam et Anladık Prens Küçük.