Zamanın Yorgunluğu

  Aslında çocukken gördüğümüz çoğu rüyayla meğer seyahat ediyormuşuz uçsuz bucaksız diyarlara. Çocukluğun verdiği bu başka diyarların inancı ve sıcaklığı sarıyorken her yanımızı oysa ne masum insanlarmışız… Zaman geçti, inançlar yitirildi. Pembe bulutların varlığı, sonsuzluğa akan derelerin ışıltısı rüyalara bile girmez oldu. Algılarımız açıldı. İyi ve kötü lügatımıza girdi. Gerçek ve yalan. İlk olarak böyle kalbimiz kırıldı, diyebilirim. Daha sonra ölümler, eziyetler, savaşlar, ağlayan çocuklar … Okumaya devam et Zamanın Yorgunluğu

Bir Adam

Bir adam öldü dün. Öyle sıradan bir ölüm değildi –hiçbir ölüm sıradan değildir. Bir adam içini sığdıramadı koca dünyaya. Kollarına sarınamadı. Belki de tek bir aferin almadı şu hayatta. Yastığa başını huzurla koyamadı. Açtı çocukları, evi kira, borçları tomarla. Verebilecek ne gücü vardı ne de sevgisi çocuklarına. Küçükken “Yaşamak bir savaştır” dedi annesi belki, adam o savaşı kazanamadı. Trafik kazası geçirmedi adam. Kışın en soğuk … Okumaya devam et Bir Adam

COVID

Sahada filyasyon ekipleriyle beraber gece gündüz çalışan bir sağlık neferi olarak bizzat tanık olduğum yurdum insanının Covid ile imtihanından esinlenerek yazdığım, yer yer güldüren ama durumumuzu da ortaya koyan şiirimi takdim ediyorum. Herkesi bir kez de buradan maske, temizlik ve sosyal mesafe kuralına uymaya davet ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.   Altın bilezikleri koluna dizersin Memleketi düğün düğün gezersin Sonra Covid olup bizi üzersin Sorarım … Okumaya devam et COVID

Sosyal Medya (Kursu)

“Sosyal Medya”. Bu terimi son zamanlarda ne kadar çok kullanmaya başladık değil mi? Sosyal medya adeta hayatımız. İş arayanlar, hayatını paylaşmak isteyenler, fotoğraf tutkunları… Hem bilgi kaynağımız, hem de küreselleşen dünyada ben de varım, deme biçimimiz. Çok değil 2000’li yıllarda devraldık bu kavramı. İlk Facebook ile sosyalleştik; kendimize yeni personalar yaratmaya başladık. Beğenildim mi, beğenilmedim mi bütün meselemiz bu oldu. Peki nedir bu sosyal medya? … Okumaya devam et Sosyal Medya (Kursu)

Zamane Gençliği Feryadı

Dünya milattan sonra 2020’leri yaşıyor. Teknolojinin geldiği noktayı takip etmeyi çoktan bıraktık. Bir ay önce basılan bilim dergisi, bu ay eskimiş bilgiler içeren bir çöp haline geliyor. Eğitim sistemleri sürekli değişiyor; kanunlar, yönetmelikler her gün yeni düzenlemeler ile karşımızda. Mekatronikte neredeyse insanı saf dışı bırakacak yeni robot-insanlar üretilir hale geldi, sağlık sektöründe yapay insan yapılmak üzere (ki bu yazı yayınlanana kadar yapılmayacağını kimse iddia edemez). … Okumaya devam et Zamane Gençliği Feryadı

Ülkemizde Malpraktise Giriş

Bu günlerde ülke ve dünya gündeminin tek değişmeyen maddesi Covid-19 salgını. Bu salgın beraberinde sağlık ile ilgili konuları da gündeme getirmeye devam ediyor. Pandemi sebebi ile sağlık hizmetleri alanında yaşanan aksaklıklar her geçen gün daha belirgin hale gelmeye başladı. Bu aksaklıkların giderilmesi için yapılan çalışmalar mevcut olmakla birlikte, bu çalışmaların verimli bir şekilde uygulanabilmesi için kanuni altyapının yeterli düzeyde olması gerekmekte. Yaşama hakkı, vücut dokunulmazlığının … Okumaya devam et Ülkemizde Malpraktise Giriş

B A S K E T B O L

Basketbol bir aşk;

Bu yazı ancak böyle başlayabilirdi. Birkaç gündür maruz kaldığım duygusal anlar ve bu spordan aldığım haz beni bunu yazmaya zorladı. Daha önce de sporla ilgili yazmıştım, ancak bu yazı farklı olacak. Çünkü bu yazı klasik bir spor metni değil, tamamen duygusal bir metin olacak.

Öncelikle dün geceye gitmeliyim. Bizim neslimiz için, yani Jordan’ı kıl payı kaçırmış ama basketbola karşı ilgisi olan nesilden söz ediyorum, işte bu nesil için yeni bir efsane gerekliydi. Basketbolu sevdirme, yaşatma ve yayma misyonu için biri gerekliydi. Kendisi kariyerinin başında bu misyon için yeterli görülmese de, o tüm otoriteleri yanıltıp son 20 yılın basketbol efsanesi olmayı başardı.

Evet ‘KOBE BRYANT’tan bahsediyorum. Bize basketbolu sevdiren, onun bir tutku olduğunu, bir aşk olduğunu öğreten ve geceler boyu bizleri uykusuz bırakan adamdan söz ediyorum.

Hala onun ismini yazarken tüylerimin diken diken olmasının bir nedeni var. Hala onu bir şekilde izlerken içimin ürpermesinin bir nedeni var. Aşk ve tutku.

Bu hisleri bize hissettiren, bizi buna zorlayan bir adam KOBE. Çünkü o bu oyunu seviyor. Çünkü o bu oyuna aşık. Çünkü o bu oyuna tutkuyla bağlı. İşte asıl mesele bu.

Aşk ve tutku. Bizi herhangi bir şeye bağlayabilecek iki şey belki de bu iki kelime. Ancak öyle gelişine olunca değil, aynı KOBE gibi içten ve gerçekten hissedince olacak iki kelime bunlar.

Ve bu kadar yoğun Okumaya devam et “B A S K E T B O L”

Anladık Prens Küçük.

Son bir iki yıldır olan şu Küçük Prens çılgınlığı hakkında bir şeyler söylemeden duramayacağımı fark ettim. Geç kaldığımı biliyorum ve bunu çoktan yapan sayısız kişi olduğuna da eminim. Ama gerçekleşmek zorunda. Nöropsikiyatriden yeni çıktım: İçimize atmayacağız, her şeyi ifade edeceğiz. Mümkünse sağlıklı şekilde. En başta belirtmem gerekiyor, ben Küçük Prens’i severim. Abartının da ötesindeki popülaritesini bazen anlamakta güçlük çeksem de. Çünkü ben bir sürü kitap … Okumaya devam et Anladık Prens Küçük.

Milli Heyecan: Basketbol

Son birkaç senedir çevremde çok duyduğum bir şeydi: ‘Artık milli maçları heyecanla izleyemiyoruz!’ İşte iki gündür basketbol dünya kupasını izlerken aklıma sık sık gelen bu cümleyi tebessümle anımsadım. Acaba, dedim kendimce, acaba birkaç sene önceki milli heyecanlarımız geri mi geldi? Çünkü iki gündür hop oturup hop kalktığımız, ufak kalp krizleriyle kendimizden geçtiğimiz anlar yaşadık bence. Özellikle Yeni Zelanda maçının son periyodu ve ABD maçının ilk … Okumaya devam et Milli Heyecan: Basketbol

Yerküre

Sene çok eski, tarih şimdiki uzun rakamlardan çok gerideydi, sayılar henüz icat edilmemişti. Toplum yeni oluşmaktaydı. Bireyler vardı, ihtiyaçlar bir de. Acıkırdınız, ağaçtan bir meyve koparırdınız. Susardınız, dereden su içerdiniz. İnsan olabildiğince yabani bir varlıktı. Sosyal kelimesi icat edilmemişti. İş yoktu, işçi, işveren, müşteri… Dünya alabildiğine kararırdı geceleri. Çünkü Edison henüz dünyada değildi. Geceler mağarada, gündüzler ormanda geçerdi. Deniz kenarında yaşam var mıydı? Varsa gece … Okumaya devam et Yerküre

Hüzün

Konuşmanın, yazmanın zor olduğu günler vardır… Hatta çoğu zaman nefes almanın bile… Elden bir şey gelmez… Sadece izlemen gerekir… İçin içini yer ama sadece izlersin… Ağlarsın bazen bu çaresizliğe… Bazense semaya açıp elleri, hiç tanımadığın insanlara dua edersin… Bu hisler ve daha fazla dua ile… *** Somada meydana gelen elim kazada hayatını kaybeden işçilerimize dergimiz ve şahsım adına Allah’tan rahmet dilerim. Mekanınız cennet olsun… Okumaya devam et Hüzün

Tam Tahıl Derken?

  Bugünkü yazımda uzun süredir üzerinde düşündüğüm fakat eyleme geçmek için zamana ihtiyaç duyduğum bir alana adım atıyorum. Devamının gelip gelmeyeceği de henüz belli olmayan bu alanı ‘beslenme’ başlığıyla mı anmalıyız, ‘sağlık’ mı; ‘gündem’ mi demeliyiz ona, ‘popüler başlık’ mı, bilemiyorum 🙂 Ama her koşulda, bilimselliğinden zerre ödün verilmemiş, samimi anlatımlar olacak. Bu yazıda bahsetmek istediğim konu; ‘Tam Tahıllar’. Konuyla ilgili bilgilerim okuduklarımdan ve geçen sene … Okumaya devam et Tam Tahıl Derken?

Bayram şeysi :)

Dostlar! Allah kimseleri ilk gün kavurmasız bırakmasın. Zira şu an bu cümleleri yazanın aklında bütün gün kavurma vardı. Sevdiklerinin, ailelerinin yanında olamayanlar için Dilemma hazır ve nazır beklemektedir, diyerek Güzin ablalık bile yapabiliriz bayram hatırına. Şaka şaka. Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevdiklerinizle geçen harika bir bayram diliyoruz. 😉 -Dilemma Dergi — görsel : halenur.net Okumaya devam et Bayram şeysi 🙂

Skype*

Hepinizin malumatı üz’re, güneşin ‘Bunun ortası yok mu?’ dedirttiği bir devirden sesleniyorum. Her şeye rağmen bu günler, güzel günler (‘Şey’ kelimesini, ‘Her’ kelimesinden kim ayırdıysaa…) Çünkü ben şimdi bu güzel gecenin yazısını yazarken, camdan hafif serin bir rüzgâr odaya doluyor tüm zarafetiyle. Zarafet, çünkü hafif serin hava sıkmaz. Huzur verir. Tenini okşar. Yalnızlığını giderir. Şikayetçi olunacak hiçbir yanı yoktur. Gördüğünüz gibi keyfim yerinde. Nasıl oldu … Okumaya devam et Skype*

Bu Bir Dilemma Hikayesidir…

DİLEMMA’NIN DOĞUŞU… On üç, on dört ay kadar önceydi aslında, bir dergi fikri aklımıza düşeli. O zamanlar dergiyi basmak vardı ilk olarak aklımızda. Ama sonralarda çıraklığımızı, acemiliğimizi internet üzerinden yayın yaparak atalım, dedik. Ve bu fikir her şeyin başlangıcıydı aslında. Birçok arkadaşımızın bile ‘Nereden çıktı bu dergi?’ dediği bir zamanda, tamamen kendi çabalarımızla çıkartabildik dergimizi. Ve gerçekten bizi çok mutlu eden bu günlere gelebildik. DİLEMMA … Okumaya devam et Bu Bir Dilemma Hikayesidir…

Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun

Belki bilirsiniz bir menkîbe anlatılır padişahın biri ve âlim bir zâtla ilgili. Kısaca özet geçeyim; zamanın birinde kendince hayr yapmak isteyen keyfine düşkün bir padişah, halk cihetinde âlim bir zata haber gönderir. Fermanında âlim zâta hazinelerden ne kadar isterse alabileceğini ve tüm ihtiyaçlarını giderebileceğini söyler. Âlim zat geriye bir cümlelik bir mektupla mukabelede bulunur. Padişah mektubu alınca çok sinirlenir ve derhal âlimin huzuruna getirilmesini emreder. Mektupta ‘bir köleden almak, bize yakışmaz’ yazıyordur. Padişah, âlim zâta gürler ve sorar; ‘Sen ki ihtiyacı çok, fakir bir adamsın. Ben ki tüm bu zenginliklerin hükmedicisiyim. Nasıl olur da benim yüceliğimi, zenginliklerimi küçümsersin?’ der. Âlim zât, âlimliğinin hakkını verircesine şu düşündüren sözlerle cevap verir ‘Sen heva ve isteklerinin kölesisin. Ben ise onlara hükmediyorum. Senin köleliğinin yaptıklarının ben efendisiyim. Benim kölelerime kölelik edenden ben alamam.’

Bir aralar çok istikrarlı bir insan olduğumu düşünürdüm. Bunu kendime her sene istikrarla verdiğim aynı sözlerden biliyorum. “BU SENE ÇOK ÇALIŞACAĞIM? O GÜNÜN KONULARINI MUHAKKAK TEKRAR EDECEĞİM” Sanırım 5. sınıftan beri her yaz bu kararı alıp, her eylül bunu bir kez daha dillendirip, sene ortasında bir dahaki sene teessürle hatırlamak üzere rafa kaldırdım. Allah’a şükür hep yüksek derecelerle okulda yeri sağlam bir öğrenci de olsam, finallerden ve deneme sınavlarından bir önceki gece salya sümük bir sürü şey ezberlemeye çalıştığım hiç de nadir değildir. N’olur sanki Okumaya devam et “Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun”

Kaçışın Yok! Öleceksin!

Meşhurdur, ‘Ölmeden önce en son ne yapmak isterdin?’ sorusu. Bunu yazılarda okuruz, muhabbetini açar konuşuruz. Listeler yaparız kafamızda, ölümün aslında ne kadar yakın olduğundan bahseder ‘herkes nasılsa bir gün ölecek’ diye edebiyatın dibine felan vururuz. Ama aslında bakılınca da pek azdır gerçekten öleceği anı bilerek, o ana kadar bir şeyleri yetiştirmeye çalışanlar. Sonuçta doğum belgemizin üzerine bir de ölüm tarihimizi arasında ufacık bir tire ile … Okumaya devam et Kaçışın Yok! Öleceksin!

Neden mi Dilemma?

“Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantımızla düşündüklerimiz  arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.” Tehlikeli Oyunlar Okul açılır, sezon başlar da benim uykusuzluklarım geri kalır mı? Hem de bu defa, gece yarılarına doğru yüksek doz baş ağrıları eşliğinde. Ama bu sefer sebebin ilhamlarım olduğu yalan değil (Uyurken sayıklasam kendilerini, yandık. ‘Odacak’ tımarhaneye.). Şu ‘bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır’ sözü gerçeğe çok da uzak değil arkadaşlar, öyle sanmayın. Hayat da … Okumaya devam et Neden mi Dilemma?

Leyla ile Mecnun

Hatırlıyorum da 2011 yılının başlarıydı, televizyonda zap yaparken bikaç defa denk gelmiştim tanıtımlarına. Açıkcası ilk bakışda Leyla ile Mecnun’u duyunca eski bir aşk efsanesi geliyor akla, bu sebeple hiç tanıtımlarına bakmak bile istemedim. Her zamanki gibi saçma bir şekilde anlatılmıştır bu aşk hikayeside diye düşündüm. Ki bu şekilde düşünen yalnız ben değilmişim, bir röpörtajda dizide mecnun karakterini canlandıran Ali ATAY’ın şu sözlerini duyunca düşüncelerimde yalnız … Okumaya devam et Leyla ile Mecnun