Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

“Dergi için falan filan var mı sıkıntı yok keyfi yerinde de aynı şekilde yürütülmüyor maalesef bu kadar durgun bir gün birlikte uçağa binersek mutlaka yap veya kayıt ol başkan adayı Mustafa Sarıgül VIP taksileri kaldıracağım.”                Okuduğunuz şey sizi rahatsız edecek kadar anlamsız geldiği için yarıda kesmiş olabilirsiniz. Bu yüzden bir açıklama borçluyum size. Bu yazının ilk kelimesi bana ait ve geriye kalan kısmı tamamen … Okumaya devam et Kelime Akışı – Sarıgül vs. VIP Taksiler

Beni seçtiklerine hâlâ inanamıyorum.

“Beni seçtiklerine hala inanamıyorum. “ ********** “Beni seçtiklerine hala inanamıyorum.” ********** Kadın dalgın ve endişeli gözlerle dışarıyı seyrederken arka koltuğunda oturduğu taksi yavaşladı ve durdu. Dijital bir ses, “Nüfus kontrol ve planlama müdürlüğüne ulaşıldı. Lütfen ödeme yapmak için kimliğinizi ödeme yüzeyine yaklaştırın.” “Şu sürücüsüz araçlara hâlâ alışamadım. Her seferinde kaçırılıyormuşum gibi hissediyorum.” diye düşündü. Doğumu sırasında sol el bileğinin derisinin altına yerleştirilmiş kimlik kartını ödeme … Okumaya devam et Beni seçtiklerine hâlâ inanamıyorum.

Bay Nautilus

Bu akşam evimde beni orta yaşlı bir salyangoz karşıladı. Şasırsam mı, diye düşündüm ama hali hazırda o kadar yıpratıcı bir gün olmuştu ki, bir parça daha mücadeleye halim yoktu. Akışına bıraktım. Karşısına geçip oturdum. Bir yandan muhabbet ediyorduk ama bir yandan da düşünmeden edemiyordum: Diyelim balkondan girdi, odanın öbür tarafına nasıl geçti? Salyangozlar halıda ilerleyebilir mi? Yapışacağını varsaymıştım çünkü ama başka bir açıklama da getiremiyordum. … Okumaya devam et Bay Nautilus

Lütfen Yardım Edin

  Uyanmak istemiyorum. Uyanıp yeni güne başlamak, günlük koşuşturmacalara kapılıp boğulmak istemiyorum. Kalkmaktan başka çarem yok. Kalkıp günlük alışkanlıklarımı yerine getireceğim kuşkusuz. Duş almak, işe gitmek, gelince evi toparlamak, geriye kalan kısa zamanda okuyabilmek; işte her gün yaptıklarımız. Bunlar her insanın yaptığı ya da yapmak zorunda olduğu şeyler. Çoğu insan bu rutinleri severek yaptığını iddia ediyor. Aman ne hoş! Ben onlardan değilim. Mide ağrılarım başladı … Okumaya devam et Lütfen Yardım Edin

Kimsin Sen Dedi

KEŞKE ! Güneşin doğuşunda yüzmeli durgun sularda ya da tüm insanlardan ve ahlak kurallarından uzak bulutları seyretmeli o dingin ve beyaz ben ve sen Güneşin doğuşunda başka yerler başka insanlar başka zamanlar başka sen’ler yine de yorucu tüm bu yolculuklar Belki de güneşin ve denizin kesiştiği yere gitmeli sadece Ya da savaşın ve barışın ayrı tutulduğu o sınırlara olur da ölürüz belki ölür de kavuşuruz … Okumaya devam et Kimsin Sen Dedi

Merdiven Boşluğu 6

(Siyah mantolu, siyah pantolonlu, siyah ayakkabılı Selim, biteviye devam eden yolda, evmeden yalnız başına yürüyordu. Gözleri yerde, adımları gözlerinin ardındaydı. Yeknesak devam eden bu yürüyüş gökyüzünden gelen şiddetli bir gürültüyle sarsıldı.) Gök gürültüsü diyorlar buna, yıldırım, şimşek. Elektron, proton. Hep bilimsel, hep bilimsel. Ataların bize mirası, bir bu icatlar, bir de içimize işlemiş genetik ağlaklığımız. Ağlak doğmuşuz birader. Ağlak ve korkak. Kaç yüz metre tepedeki şimşeğin sesinden korkan insan, kendinden kaç kat küçük örümcekten korkan insan, kendinden kaç gönül uzak insanları kırmaktan korkan insan, kırılmaktan korkan insan, üzmekten çok üzülmekten korkan insan, evet, ben de korkuyorum. (Elleri cebinde adımlarına ara vermeden başını sesin geldiği yöne, havaya çevirdi. Siyah bulutlar beyazlarla iç içe geçmiş, güneş onların arkasına saklanmıştı. Hafif esen rüzgâr uzun saçlarını savuruyor, ince ince yağan yağmuru Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 6”

Söyle, Soğuk mu Oralar?

“İyi geceler” diye mırıldandı odanın boşu boşunalığına. Tüm o ses titreşimleri duvarların soğukluğuna çarpıp geri döndüğünde odada büyük bir gürültü koptu. Aldırış etmedi. Yatağın sağ yanına doğru kıvrıldı. Yorganı boğazına kadar çekti. Gecenin ölçü birimi neydi ki? Saniye, dakika, saat olamazdı, onlar çok kısaydı. Hafta mıydı? Haftada yedi gece vardı oysa. Gündü o zaman. Başka bir ihtimal kalmıyordu. Tüm günün birkaç an’ını gündüz olarak yaşıyor … Okumaya devam et Söyle, Soğuk mu Oralar?

Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi. Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel … Okumaya devam et Öldür Beni Kadın

Yem

Zihninin en derin yeri karşı cinsinin bir anlık ilgisini çekmek için plan kuran yeri olan, derme çatma bulup buluşturduğu kelimenin derdini anlatmak için cümle oluşturmaya bile fırsat bulamadan can verdiği adamların bile düşünmek isteyene yol göstermeye kalktığı bir ortamdayız. Haksızlık olmasın diye her ‘Şuraya bak!’ diyenin gösterdiği yere bakacak olursak, apaçık bir şekilde yolun sonundaki kesin olan ölümü gösterene haksızlık etmiş olmaz mıyız? Ölüm varsa bu … Okumaya devam et Yem

Merdiven Boşluğu 4

Geç kaldım bugün, acele etmeliyim. Televizyonun fişini çektim. Fırın tamam. Anahtar cebimde. Çantamı aldım. Cüzdan. Telefon. Ceplerini yoklayarak çıktı kapıdan. Ayakkabılarını giydi, kapıyı kendine doğru çekerek kapattı. Cebindeki anahtarı çıkarıp iki kez kilitledi. Sabah erken uyanmam gerekiyordu. Saat de çaldı, duydum. Kapatıp tekrar uyudum. Alarmın sesini değiştirme vaktim geldi, bağışıklık sağladım, fark etmeden kapatıyorum. Merdivenleri hızlı hızlı iniyordu. İkişer ikişer inersem dengem bozulur. Denedim daha önce, daha hızlı inilmiyor. En hızlısı bu şekilde teker teker inmek. Şu hızımla bir de düşersem… -Selim! Eyvah. Aslı bugün konuşmasak, çok acelem var desem? Alınır, bir hafta konuşmaz sonra. Bir seferinde dinlememişim, öylesine bir cevapla geçiştirmişim, kaç gün küs gezdi. -Günaydın Aslı. Konuşursa da susmaz şimdi. Huyu kurusun, iyi, hoş konuşuyor ama zamanlamayı pek tutturamıyor. -Günaydın. Nasılsın? Ah, geç bunları Aslı, saat sabahın sekizi, iyiyim işte, gece görüştük daha, yine nasılsın demiştin, ondan önceki sabah da iyiyim demiştim, ondan önceki gün yine sormuştun, her zaman iyiyim demiştim, kötüyken de iyiyim demiştim. Ne zaman kötüyüm dedim ki? Niye hep böyle başlıyoruz ki? -İyiyim Aslı, sen nasılsın? -İyiyim ben de, bak ne anlatacağım sana. Oyh, acelem olduğu anlaşılmıyor sanırım. Saçlarımı yıkamadım mesela, dağınık. Kravatımı takmadım henüz, çantamda. Çantamda mı? Koydum mu ki? Unuttum. Hızlı da inmiştim, oradan bari anlamalıydı. Kravatı almak gerek. Geri dönmem lazım daha. Hadi Aslı. -Ne oldu, kötü bir şey yok değil mi? -Yok yok. Çok küçük bir şey. Dün gece önümde yine onlarca dosya var. Saat on iki gibi. Okunan ve okunması gereken onlarcası masanın etrafına dağılmış, oda dağılmış, kafam dağılmış, bin parça. O an bir müzik dinleme isteği geliyor içimden. Ama ne istek. Bunalan aklıma sığınak. Esrar müdaviminin yoksunluk Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 4”

Merdiven Boşluğu 3

Bu son basamağa gereksiz bir özen gösteriyorum. Adım atışım değişiyor, garip şeyler hissediyorum. Hâlbuki mütemadiyen her gün inip çıktığım bu merdivenin diğer otuz sekiz basamağından hiçbir farkı yok. (Evet, otuz sekiz tane basamak var bu merdivende. Elimde değil sayıyorum.) Bu da diğerleri gibi bir metre eninde, on beş santim genişliğinde. Bunun da üzerinde tıpkı diğerleri gibi kirden, topraktan oluşmuş kahverengi lekeler var. Bildiğin merdiven basamağı yani. Dün yine böyle mühim meseleler için çıkmıştım evden. Beyaz gömleğim, üzerine lacivert kravatım, takım. Tam burada, bu lekeli basamakta aklıma gelmişti. Yazılacak raporlar, iç siyaset meseleleri, işçi alımları, sigorta primleri değil. Çamaşır atmıştım makineye, çıkınca koltukların üzerine sermiştim, kurusunlar diye. İçim elvermedi iki günlük atletle dışarı çıkmaya. Döndüm yenisiyle değiştirdim. Ceketimi çıkarmıyorum hiç, aslında kirli olduğu farkedilmezdi. Ama bu üstün canlı olan ‘ben’e yakışmazdı. Yine ceketimi çıkarmadığım için gömleğimin kollarını da ütülemiyorum zaten. Olsun, o başka bu başka. Lekelerle ilgili yanlış anlamayın, kimseyi suçlamıyorum çünkü temizlemekle çıkmıyorlar. Geçen pazar; temizlik gününde bu merdiven yıkama işini ben yapmıştım. Ayten teyze ya da ablayla, abla diyorum artık, Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 3”

Merdiven Boşluğu 2

Niye her zaman karşımızda bir düşman oluşturma güdümüz var? Mesela niye yukarı doğru çıkarken bize ‘inat’; aşağı bastıran yerçekimi diye bir kuvvet var?

İkişer ikişer çıkıyordu bu sefer merdivenleri. Bütün gün oradan oraya koşmuş, evrak kovalamış, loş odalarda zihin bulandırmıştı. Bugün kendimizden düşünelim, bencillik aksın eteklerimizden ve susmayalım, sus, diyene inat. Sus diyene mi inat? Bak gene… Uyuma içgüdüsüyle uyuşan bedeni ayaklarının altından akan basamaklara türlü oyunlar oynatıyor, düşmemek için azami dikkat ediyordu. Geçen gün yine böyle aceleyle çıkarken ayağı takılıp düşmüştü de üç gün ağrısını çekmişti. Beşinci basamağın solunda küçük bir tümsek var. Takılma, sağından geç. Biz en çok kendimize üzüldük güzel kardeşim, yine ayarlayamamıştı hızını, merdiven boşluğunun sarı ışığı iki kat arasında sönmüştü, en dar zamanlarda vakit bulup kendimiz için düşündük, kendi kendimize düştük, kendimizi düşürdük. Düşünürken yürümek mi kaldı bu anda? Neydi bunun aslı? ‘Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans’tan, yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses.’ Bugün pek bir sessiz buralar. Ayten hanımlar yok zaten, tatile gittiler, memleketlerine. Bunun için Aslı’nın okulunun bitmesini bekliyorlar, her sene önce Aslı okulunu bitiriyor, sonra üç gün üst üste sabah erkenden sarraf Hüseyin çantasıyla bir yerlere çıkıyorlar ve bu üç gün içinde herhangi bir vakit bu merdivenlerde benimle karşılaşıyorlar. Rutinleri bu. Bir tür ritüel. Üç yıldır bozmadılar, evet, üç yıldır bu apartmanda oturuyorum. Üç yıldır bu Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 2”

Merdiven Boşluğu 1

Apartmanın yola bakan yüzünde, dikdörtgen şeklindedir giriş kapımız. Günde iki sefer selamlaşırız, bazen unuturum ben hatırını sormayı, hemen gönül koyar, tanımazlıktan gelir. Eşiğin önünde durdu, tanıştırayım, siyah eldivenli parmağını kapıya doğru uzattı, bu giriş kapımız, sonra aynı parmağı kendine çevirdi, bu da biliyorsun işte, bir değişiklik yok, hala aynı ben, sabah uğurladığın gibi, yalnız bak, eldivenlerim yeni, gelirken aldım onları. Dikdörtgen dedim, çünkü bütün kapılar böyledir, bizimki biraz farklı, şahsiyet sahibi bir kapıdır kendisi. Açmak için çekilen demir aparat yerden otuz santim yükseklikte, alçak yani. Yerden o hizaya kadar eflatun bir demir plakla kaplıdır yüzeyi. Sonra yine eflatun renkli parmaklıklar başlar, yukarı doğru uzanırlar. Parmaklıkların arkası buzlu cam. Neye hizmet o kadar aşağı yapmışlar bu aparatı bilmiyorum. Her seferinde eğilmek gerek, olsun, bir nevi kapıya saygı, eğilirsin ve uzatırsın elini. Eğildi ve koca demir yığınını hafifçe iterek açtı. Yerler ıslak, Ayten hanım yine merdivenleri yıkamış olmalı. Zemin mermer; mozaik desenli, beyaz üzerine kahverengi lekeler. İki adım attı ve durup geriye, bastığı yerlere baktı. Ayakkabısının izi ıslak mermerde kalıp gibi çıkmıştı. Batırdık işte kadının emek emek temizlediği yeri. Ne yapmalı? Geri döndü ve izin üzerine ayağıyla yuvarlak daireler çizmeye başladı. Koyu çamur izinin rengi gittikçe açıldı, leke büyüyerek kayboldu. Kötülükler, çirkinlikler de böyledir işte. Ayten hanım aynı zamanda evinin de hanımı. Çok iyi merdiven yıkar, ben de çok iyi suçumu gizlerim. Basamakları bir bir çıkmaya başladı. Ya ya ya, şa şa şa kontr-gerilla çok yaşa. Ya ya ya, adım at, şa şa şa, adım at, kontr-gerilla, adım at, çok yaşa ve işte bir adım daha. Bunlar da olmasa çekilmez bu merdivenler. Asansör olsaydı böyle şeylere gerek kalmazdı. Ya ya ya, bir adım attı, merdiven olayı çok kötü; ne evdesin ne sokakta, araftasın yani. Bu zamanda arafta olan, bitaraf olan bertaraf oluyor. Hepsini geçtim, sürekli bir tedirginlik hali var burada, çünkü şu sarı lambalar otomatik değil. Şa şa şa, bir adım daha attı, girişte basıyorum düğmeye, ikinci katta Hayri Beylerin kapısında sönüyor. Biraz yavaş ya da aceleyle biraz hızlı çıksam iki kat arasında, karanlıkta kalıyorum. Kontr -Selim Bey iyi akşamlar! Elli yaşlarında kadın sesi, tınısından belli bu, ellerden sonra yaşı ele veren ikinci hain; ses. Tanıyorum bunu, zaten merdivenlerde karşılaşabileceğim fazla seçenek yok. Eğer gençse Aslı’dır, yaşlıysa… Ve evet, Ayten Hanım, biz de sizden bahsetmiştik daha yeni, ellerini paltosunun cebinden çıkardı, kendisine gülümseyen kadına doğru döndü, -aaa Ayten Hanım iyi akşamlar, nasılsınız? Bazı durumlar için bazı kalıplar vardır, düşünmeden ezbere söylersin, sıra Ayten Hanımda: -İyiyim çok teşekkürler, uğraşıyoruz işte, annenler nasıl? Uzak bir yere çıkıyor olmalı, mahalle içinde bir yere gideceğinde bu bej rengi, deri çantasını almaz, genellikle elinde şu kuyumcuların verdiği küçük çantalardan olur; Sarraf Hüseyin. -İyi, o da iyi, yalnız bu ara hasta biraz. Ayten Hanım’ın yüzü (olması gerektiği gibi) düştü, -çok üzüldüm, çok geçmiş olsun, selam söylersin ona da. Bravo Ayten Hanım, rolünüzü çok güzel oynadınız. Oscar goes to Ayten! -Baş üstüne, söylerim. Tam o sıra Ayten hanım’ın kızı da geldi; Aslı. Annesinin yanında durdu, elini genç adama doğru uzatarak konuştu; -ne o, kışı erken getirmişsin, sıcak iklim insanı olduğun nasıl da belli. Bak bize, kışlıkları daha çıkarmadık bile. Bu kız benden bir yaş küçük. Annesi çekingen, sessiz bir kadındır, ama kızı onun gibi değil, biraz fazla cüretkâr. -Hah evet, üşüdüm bugün, e alışık da değilim böyle soğuklara, ellerim buz tuttu. Yolda telefonla konuşuyordum. Hadi diğer elimi paltomun cebine soktum, ama telefonu tutan elim? İyi ki yolda önüme seyyar bir satıcı çıktı, eldiven, atkı filan, sermiş tezgâhı yere, hemen aldım bir eldiven. -Ne demişler; iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Bu bayat espriye Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 1”

Gecenin Güneşe Olan Tutkusu

Yürüyoruz… Güneşin zirvede güç gösterisi yaptığı, bulutları yırtan güneş ışınlarının yüzümdeki her bir gözeneğe batışı, tuzlu terim ve kurumuş boğazım bir sıvının yoğunluğunda gevşemeyi bekliyor. Yanımdaki benden farksız değil. Bir markete girdim ve bir su aldım. Parasını dahi ödemediğim suyun kapağını yavaşça çevirdim, anın yanımdakine etkisi durağanlıktı ben ise çoktan suyu içmeye başladım. Ağzımı doldurmaktan boğulabilirdim ve kana kana bolca içtim. Anlık bir boşalma gibi susuzluğum bir anda geçti.

Toprak renginin ağır bastığı bu şehirde binalar Okumaya devam et “Gecenin Güneşe Olan Tutkusu”

Tombul Bardak

İçinde buzların şıngırdadığı limon parçalı cin tonik bardağının kenarlarında gezdirdi başparmağını. Bir yudum aldı. Güldü. Sanki biri duyacak gibi etrafına bakındı. Tekrar bir kahkaha sardı beyaz duvarlı salonu. Elindeki tombul bardaktan bir yudum daha aldı. Ayağa kalktı. Topuğunun biri kırık olan ayakkabısına hiç aldırmadı. Yürümeye çalıştıkça bardaktan dökülenler kırmızı lekeye dönüştü yerde. Zor olsa da telefona ulaştı. Rakamları tam göremese de elleri hareket etti. Biraz … Okumaya devam et Tombul Bardak

Kabus Severler Derneği – 148. Sayı

Kaybetmekten korkan bir babanın kabusu… Altın bir çağdan atların birbirlerini dişlediği bir zamana yolculuk etmiştim. İnsanların tek dostu yalnızlıktı. İnsanların en büyük düşmanı topraktı. Gökyüzü toprakla yer değiştirmişti. Yer alev mavisi kadar sıcak… gökyüzünden şeytan tohumları damlıyordu avuçlarımıza. Hainliğin güneşi altında tenimiz hergün biraz daha kararıyordu. Ruhumuz ise çoktan kendini hapsetmişti ağaçların gövdelerine. Histen uzak bedenlerimiz tanrıdan intikam alıyordu şevkle. Öldürdüğümüz her yeni doğmuş hayvan … Okumaya devam et Kabus Severler Derneği – 148. Sayı

Kabus Severler Derneği – 147. Sayı

  Yaman’ın korkulu sevdası… Evet sanırım, nerede olduğumu kestirebiliyorum. Boş bir sokakta ilerliyordum. Almanca yazılar okuyordum binalar üzerinde asılı olan tabelalardan. Nereden geldiğimi ve nereye varmak istediğimi bilmiyordum. Geniş bir sokaktı ve üşüyordum. Soğuğun sokak lambaları üzerindeki etkisi aslında sokakta ne kadar yalnız olduğumun en büyük göstergesiydi. Böyle bir havada kimse dışarı çıkmazdı. Ben neden çıkmıştım, diye sordum kendime. Paltoma sarılmış ağır ağır ilerliyordum, sisten … Okumaya devam et Kabus Severler Derneği – 147. Sayı

Bir Kadınla Bir Adam

Birlikteyken seyahat planları yaparlardı. Gidecekleri yolları zihinlerinde tasvir ederlerdi. * Her seferinde gün doğumunda başlatırdı hikâyeyi kadın. Bahar başlangıcını seçerdi. Hafif müzikler… Yemyeşil yollar arasından ilerlerdi araba. Adam kullanırdı. Kadın şapkasını çıkarıp arka koltuğa atardı. Müziği değiştirir, biraz daha hareketli bir şeyler açardı. Müzikle birlikte hafifçe raks eder, ritme dolanır, akardı. Adam da sözleri mırıldanırdı. Sonra ağaçlardan konuşurlardı, çiçeklerden, vahşi doğadan, balıkçılardan sonra, küçük balıkları … Okumaya devam et Bir Kadınla Bir Adam

Müptela

… Yazmak için çabaları boşunaydı genç adamın, Düşünüyordu saatlerdir, Ancak aklındaki binlerce kelime kağıdın üzerinde düzenli bir şekilde dizilmiyorlardı, Hem bu çaba yersiz değil miydi? O binlerce kelime bir ahenk içinde kendiliğinden dizilmeliydiler öncelikle, Daha sonra genç adama sadece dizilen o kelimeleri kağıda dökme işi kalmalıydı, Evet onca yazma çabasının içinde kelimelere telkinler vermenin yanlış olduğunu anladı genç, Ama yinede yazmalıydı genç, Çünkü bir abisinin … Okumaya devam et Müptela

Katmerci

belki öğlendi, belki değildi. adam gökyüzüne baktı; gökyüzü berraktı. sonra ayaklarına baktı, adamın ayakları çıplaktı. adamın ayaklarındaki yaralar kanadı, adam aldırmadı. dikildi durdu; güneşin alnında… yoldan geçen kadın, ona dik dik baktı. sanki ne vardı? herkes mi ayakkabı giymek zorundaydı? insanlar çok tamahkardı… insanlar, hep isterlerdi, çok isterlerdi. kimde ne vardıysa, herkeste olacaktı… adam, alındı kadına. çünkü; varı yoğu yemeğe giderdi. adam toktu, koca cüssesi … Okumaya devam et Katmerci