Kalbimin Kapısını Araladım: Kitap Önerileri

Benim için “kitap öneri listeleri” her zaman ilgi çekici olmuştur. Ne okuyacağıma karar veremediğim zamanlarda daha çok yönelsem de, genel olarak kitap listeleri inceleyip sonu gelmeyen okuma listeleri yapmaya bayılırım. Tabii bu listedeki kitapların 5-10 tanesini aynı anda alıp, hepsini bitiremeden yeni kitaplar almak gibi kötü huyları da insan kolay terk edemiyor.  Listemizde yer alan Bizim Büyük Çaresizliğimiz’de altını çizdiğim bir cümle var; “Benden okumak … Okumaya devam et Kalbimin Kapısını Araladım: Kitap Önerileri

Doğu’nun Küçük Prens’i Ermiş ve Halil Cibran

Küçük Prens son dönemlerin en konuşulan kitaplarından biri olması sebebiyle herkesin az buçuk fikir sahibi olduğu bir kitap. Aynı zamanda felsefe kitabı olduğu da kabul ediliyor. Ama, hayır, bu Küçük Prens’in anlatıldığı bir yazı değil. Burada konumuz Halil Cibran. Konuya buradan girmiş olmamın sebebine gelecek olursak; Halil Cibran ile tanışmamdan evvel Halil Cibran okumama vesile olan yegane benzetmedir: “Doğu’nun Küçük Prens’idir Ermiş”. Halil Cibran’ı okuma … Okumaya devam et Doğu’nun Küçük Prens’i Ermiş ve Halil Cibran

Postacılık Tarihinden İlginç Notlar ya da Ölü Mektup Ofisi

Aslında Simon Garfield’la ilk tanışmam Tam Benim Tipim adlı kitabıyla olsa da, bugün size Mektup kitabından ilginç bulduğum birkaç kısmı aktaracağım. Her ikisi de araştırma kitapları; bu durum bu kitapları ilginç bilgilerle dolu kılsa da, sürükleyiciliği azaltan bir unsur. Bu da benim Mektup’u aralıklarla 3 yılda bitirmemi açıklıyor. Ama özellikle elime son alışımdan itibaren, aşırı keyifle okuduğum bir kitap oldu. Zaten mektupları hep sevdim, ne … Okumaya devam et Postacılık Tarihinden İlginç Notlar ya da Ölü Mektup Ofisi

Jane Austen’ın Emma’sı

Yıllar önce kitabın 2006 yapımı dizisini izlerken o kadar çok sevmiştim ki, sıkıcı geçen tüm kışı Emma’nın etrafına yaydığı sıcaklıkla ve samimiyetle atlatmıştım. Okuyucuya bu biraz abartılmış bir cümle olarak gelebilir ancak hislerimin yanında fazlasıyla sönük bir cümle kurabildiğimi tekrar okurken anlıyorum. Bu yazımın kitap özeti niteliği taşımadığını da belirtmek istiyorum. Daha çok kahramanların analizi üzerinde durmak istedim.   Kitabı okumayı hep daha sonraya bırakmıştım ancak … Okumaya devam et Jane Austen’ın Emma’sı

Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü

kirmizibisikletim: Çok geç kalınmış bir Dönüşüm okumasının ardından, belki de Gregor Samsa’yla tanışıklığımızın takribi on beş yıl öncesine dayanmasının getirdiği bir şartlanmışlıkla, kitap bittiğinde düştüğüm boşluk nedeniyle bu tartışmayı başlatıyorum. Bazı kitapları, bazı filmleri ve diğer eserleri anlamak için zaman zaman ileri okumalar/ön okumalar, araştırmalar yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak bu defa, kendimi tutup, bu araştırmaları öteleyip, bu tartışmada boşluklarımı doldurmaya niyetliyim. Büyük bir linç … Okumaya devam et Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü

Charles Dickens / Büyük Umutlar

Kitabı ilk elime aldığım zaman taşra hayatının her zaman olduğu gibi bu defa da ilgimi çekeceğini düşündüğüm için direkt satın aldım. Sevdiğim bir yayınevinin yeni basım kitabı olduğu için daha da ilgimi arttırdığını söylesem yalan söylemiş olmam. Kitabın baş karakteri Pip’in çocukluğundan başlıyor yazar anlatıma. İnsan Pip’in içinden geçen düşünceleri okurken, onu yakın bir dostuymuşçasına tanıma fırsatını yakalıyor. Kitabı okumaya devam ettikçe baş kahramanımızın önce … Okumaya devam et Charles Dickens / Büyük Umutlar

Hadi Biraz Kitap Konuşalım

Aslında yine kitaplı ama başka türlü bir yazıya niyetliydim. Kitaplarımı neye göre seçtiğimden bahsedecek ve hatta size de aynı soruyu yöneltecektim – ki hâlâ yapmayı düşünüyorum. Bunun üzerinde düşünürken, aklıma farklı bir yöntem geldi. Beni mutlaka başka bir kitaba götüren kitaplar var ve bu hiç de azımsanmayacak bir sıklıkta oluyor. Bugün bunun bir örneğini konuşacak; bir kitap zincirinden bahsedecek, o arada da zincirdeki her kitabı … Okumaya devam et Hadi Biraz Kitap Konuşalım

3 Kitap

“…normal şartlar altında anlarsınız, kaşa göze gerek kalmaz, tanır, kim ne ister bilirsiniz, sağa mı, sola mı, Buridan’ın eşeği gibi kararsızlıktan ölmezsiniz, sağ ya da sol, net, kim susadı, sağ, sağ bardağa uzanır, kim kanadı, sol, dudak solu emer, yüzüğü kim takacak, yine sol, sol sola yüzüğü takar, net, hep net, şimdi bakın, bir el kaş göz yapıyor, iki el çok gürültücü…” Cem Kızıltuğ’un ilk … Okumaya devam et 3 Kitap

Şanzelize Düğün Salonu

adsızSpoiler içerebilir.

Okuduğum son kitaptan bahsedeceğim bugün. İlk çıktığından beri haberim vardı kendisinden. Özellikle kapağı çok hoşuma gitmişti, o önemli. Ama ancak sipariş verebildim. Biraz da merakıma yenilip; çünkü uzun bir ara verdiğim roman okumalarına dönmek istediğim gibi, Tarık Tufan’ı da beğenerek okuyan ve bana öneren arkadaşlarım olmuştu. Evet, Şanzelize Düğün Salonu’ndan bahsediyorum.

Kitabın konusundan başlamak gerekirse, çok merak etmesem de, ilgimi çekmedi desem yalan olur. Başladım okumaya. Evet, zaten arka kapağı okuyan herkes içeride bizi bir iç hesaplaşmasının karşılayacağını tahmin edebilir. Öyle de oluyor. Hatta ben, bu hesaplaşmaların, geri kalan her şeyin önüne geçtiğini düşünüyorum. Amacın bu olması da ihtimaller dahilinde… Konu aslında Eda değil, Okumaya devam et “Şanzelize Düğün Salonu”

Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar

Artık Kafka’nın eserlerini klasik olarak sayabiliriz, diye düşünüyorum. Diline ve edebiyatına edebileceğim bir lafım yok. Bu tür insanlar hakkında yorum yaparken çok dikkatli olunmalı. Eleştirilerimiz kendi eksikliklerimizi ortaya çıkarabilir. Nitekim bu yazıyı yazmadan önce okuduğum kitapla ilgili başkaları neler düşünmüş, diye internette dolaşırken dikkatimi çeken şeylerden biri de bu oldu. Birbirlerine neredeyse zıt yorumlamalar yapılmış. Yüzeysel ve fazla derin çıkarımlar yapılmış. Bir bakıma, kendi fikrimizi … Okumaya devam et Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar

“Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor.” Aylak Adam, Yusuf ATILGAN Okumaya devam et

Andronikos’u Anlamak

İçindekiler

1-Giriş

2-Andronikos

2.1-Serüven Seven Adam

2.2 – Andronikos’un Dilemması: Sanatta ve Dinde Doğu-Batı İkilemi

2.3- Andronikos Özelinde Bireyselleşme Çabası

3-İoakim

3.1-Genç Keşiş

3.2-İnfaza Tanıklık Etmek

3.3- Hesabı Kapattı İoakim

4-Sonuç

Sunuş

Bilge Karasu’nun “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı” isimli hikayesini incelediğimiz bu çalışmada, hikayelerin karakterlerine sosyolojik ve psikolojik açılardan yaklaşmaya çalıştık. Bu sebeple, giriş kısmında istifadeli olabileceğini düşündüğümüz hikayenin konusuna denk düşen psikoloji disiplinine dair birkaç meselenin üzerinde durduk ve bu bilgiler ışığında hikayelerin iki temel karakterini tahlil etmeye uğraştık. İkinci bölüm ilk hikayenin ana karakteri olan Andronikos üzerinde durmaktadır. Bu bölümün ilk kısmında Andronikos’un, ikinci kısmında hikayenin temelini oluşturan değişimin ve hemen akabinde de buna karşılık Andronikos’un bireyselleşme çabasının üzerinde durduk. Çalışmanın üçüncü kısmı da “Dağ” isimli ikinci hikayenin ana karakteri İoakim’e dairdir. Hikayenin genel bir değerlendirmesini yapan ve sonuca bağlayan sonuç kısmıyla da çalışmamızı sona erdirmiş olduk. İstifadenize sunuyoruz.

1-Giriş

Bilge Karasu hikayelerinde gözümüze ilk çarpan şey sağlam karakter oluşumlarıdır. En ince ayrıntısına kadar tasarlanmış karakterler onun hikayeciliğinin sağlam birer kaleleri gibidirler. “Onun hikayelerinin bir diğer temel özelliği sergilediği postmodern duruştur” (Alan 2005, syf.26).

Alan (2005), değişik dünyalara ve kültürlere açık olma, bu kültürün eserleri ile metinlerarasılık oluşturma, Okumaya devam et “Andronikos’u Anlamak”

İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -3 “Paylaşılan Özel Anlar”

“Paylaşılan Özel Anlar” Gecenin bu geç saatinde aklımda bir filmin –hangisi olduğunu hatırlayamayacağım- aynı sahnesini çevirip duruyorum… Filmin ana karakteri, gerçekten değer verdiği refikinin kulağına bir cümle fısıldıyor: Ey dost, keşke seninle içinde sonsuza kadar yaşayacağımız ve içimizde sonsuza kadar yaşatacağımız daha fazla anıyı paylaşabilseydik. Ne güzel bir dilek! İçinde dostun muhabbetine doyamamanın verdiği bir arzu, az sonra istasyondan uzaklaşacak trenle ayrılacak olmanın verdiği hüzün, … Okumaya devam et İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -3 “Paylaşılan Özel Anlar”

İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -2

VEFA Derginin bu yayını ne mutlu ki bayram neşesi ile buluştu. Bu bayram yine bisküviler arasına sıkıştırılacak lokumlara, evlatlar anne-babalara, kardeşler kardeşlere, 5 liralar  -çocuklara verilecek asgari meblağ olma gururunu yaşayarak- zar zor sığdıkları ufacık ellere kavuştu ve en önemlisi de ramazan içerikli koka kola reklamları nihayete erişti. Evvela hepinizin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Bayram dediğin trafik zamanıdır, yollara düşmüş onlarca araba belli ki … Okumaya devam et İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -2

Seni Seviyoruz Savrulan Adam*

“Büyük insanların lekesi de mi büyük olur? Yalnızlık ancak kendini de ortadan kaldırdıktan sonra mümkün olmaz mı? Ben küçükken büyük yazardım; şimdi küçülüyor mu yazdıklarım?”  Lisedeki ‘etüd saatleri‘ni hatırlıyorum. Her akşam iki tanelerdi ve katılmak zorundaydım. Çok şikayetçi olduğumdan değil, sonuçta ne yapmak istiyorsam, etüd saatinde etüd salonunda devam ediyordum onu yapmaya. Bunun, defterimi önüme alıp yazılar yazmak olduğu zamanlar da az değildi. Sorgulayan yazılar… … Okumaya devam et Seni Seviyoruz Savrulan Adam*

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

“Yani bir nevi otomatizm… Asrımızın asıl büyük zaafı ve kudreti. İçten içe hazırlanan aydınlık ve düzenli yeni Orta Çağ’ın temeli ve bel kemiği. Haklısınız Hayri Bey… Hayri Bey siz bir dâhisiniz. Öyle bir şey buldunuz ki… Tam çalar saat gibi konuşup susacak insanlar, değil mi? Plâk insan… Harika!” (265) Kaderin sillesini çokça defa yemiştir Hayri Bey. Hayatı, çoğu zaman nasıl olduğunu anlayamadığı birtakım olaylardan ve … Okumaya devam et Saatleri Ayarlama Enstitüsü

“Bin tane iste..!”

Tarifi zor, yazması ise imkansız duygular vardır hayatta. Üzerinde düşünmeyerek söylenilip geçilen kelimelerdir bazısı, çoğu zaman duygu olduğunun bile farkında olunmazlar. Mesela “anne” bunlardan biridir. Öyle güzel bir kelime, nasıl yalnızca insanı kastetmek için kullanılır ki? Yoğun bir duygudur “anne”, söyleyince bile içinizin kekelediğini hissedersiniz. “Çocukluk” belki yaşanılan ilk ve en tatlı duygudur. Ve elbette en saf. Bir başkası  da “ölüm”. Hayatın sonlanmasını ifade etmez … Okumaya devam et “Bin tane iste..!”