Kırın-tı-M

Ölümle aramda hiçbir fark yok gibi Yatağımda sırt üstü uzanmış Işıkları kapatmış gece yine Yatağım çoktan soğumaya başlamış Ölümle aramda öyle uçurumlar yok 22 yaşındayım Ne kadar da uzak görünüyor ölüm Bazıları erken ölüyor demek Dilim kurumuş Ayaklarım soğumuş Soğuk toprak kadar soğuk hava Sessizlik Sensizlik Ve iliklerime dolan boşluk Saç köklerim acıyor Ölümle aramda hiçbir fark yok gibi Kimse yok kadar kalabalık sokaklar Kiminle … Okumaya devam et Kırın-tı-M

Üç Nokta

Hayat o kadar farklı bir kavram ki, alakasız anlamların aynı anlamda toplanması gibi. Duygu, gerçeklik, yalan, disiplin… Yaşanan zamanın dışında yaşanmayan kısımları da içeriyor başlı başına. Bugün ‘nefret ediyorum, asla yemem’ dediğin yemeği, ertesi gün öyle güzel yediriyor ki sana. Fark edip bunun nasıl olduğunu sorgulamaya başladığında tek bir cevapla karşılaşıyorsun: ‘Hayat’. Zamanlamanın getirdikleri mi, yoksa biz mi şekillendiriyoruz hayatı? Bu soruya ‘ikisi de’ diye … Okumaya devam et Üç Nokta

Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun

Belki bilirsiniz bir menkîbe anlatılır padişahın biri ve âlim bir zâtla ilgili. Kısaca özet geçeyim; zamanın birinde kendince hayr yapmak isteyen keyfine düşkün bir padişah, halk cihetinde âlim bir zata haber gönderir. Fermanında âlim zâta hazinelerden ne kadar isterse alabileceğini ve tüm ihtiyaçlarını giderebileceğini söyler. Âlim zat geriye bir cümlelik bir mektupla mukabelede bulunur. Padişah mektubu alınca çok sinirlenir ve derhal âlimin huzuruna getirilmesini emreder. Mektupta ‘bir köleden almak, bize yakışmaz’ yazıyordur. Padişah, âlim zâta gürler ve sorar; ‘Sen ki ihtiyacı çok, fakir bir adamsın. Ben ki tüm bu zenginliklerin hükmedicisiyim. Nasıl olur da benim yüceliğimi, zenginliklerimi küçümsersin?’ der. Âlim zât, âlimliğinin hakkını verircesine şu düşündüren sözlerle cevap verir ‘Sen heva ve isteklerinin kölesisin. Ben ise onlara hükmediyorum. Senin köleliğinin yaptıklarının ben efendisiyim. Benim kölelerime kölelik edenden ben alamam.’

Bir aralar çok istikrarlı bir insan olduğumu düşünürdüm. Bunu kendime her sene istikrarla verdiğim aynı sözlerden biliyorum. “BU SENE ÇOK ÇALIŞACAĞIM? O GÜNÜN KONULARINI MUHAKKAK TEKRAR EDECEĞİM” Sanırım 5. sınıftan beri her yaz bu kararı alıp, her eylül bunu bir kez daha dillendirip, sene ortasında bir dahaki sene teessürle hatırlamak üzere rafa kaldırdım. Allah’a şükür hep yüksek derecelerle okulda yeri sağlam bir öğrenci de olsam, finallerden ve deneme sınavlarından bir önceki gece salya sümük bir sürü şey ezberlemeye çalıştığım hiç de nadir değildir. N’olur sanki Okumaya devam et “Bir Dakika Gülmeye Bedel, On Saat Ağlıyorsun”

Kaçışın Yok! Öleceksin!

Meşhurdur, ‘Ölmeden önce en son ne yapmak isterdin?’ sorusu. Bunu yazılarda okuruz, muhabbetini açar konuşuruz. Listeler yaparız kafamızda, ölümün aslında ne kadar yakın olduğundan bahseder ‘herkes nasılsa bir gün ölecek’ diye edebiyatın dibine felan vururuz. Ama aslında bakılınca da pek azdır gerçekten öleceği anı bilerek, o ana kadar bir şeyleri yetiştirmeye çalışanlar. Sonuçta doğum belgemizin üzerine bir de ölüm tarihimizi arasında ufacık bir tire ile … Okumaya devam et Kaçışın Yok! Öleceksin!

Jung’tan Kendimize Yolculuk

Carl Gustav Jung!

Kendisiyle uzaktan ya da yakından tanışık değiliz. Hiç tanışmışlığımız yok yani. Bu son iki cümlenin üstüne gidip çizmek istiyorum ama cümleler yok olsalar da taşıdıkları anlam kaybolmayacak.

“Ben onu tanıyorum!” demek geliyor içimden sanki ahbapmışız gibi. Geçenlerde hangi kitaptı okuduğum hatırlayamıyorum ama onun şu cümleleri beni üzerinde düşündürdü ve sanki benden ona onay vermemi bekledi.

Şöyle diyordu kendine hasret Jung:

Açı doyurduğumda, hakareti affettiğimde, düşmanı sevdiğimde… Bunlar güzel erdemler. Fakat ya dilencilerin en fakirinin ve suçluların en gaddarının kendi içimde olduğunu görürsem! Ya şefkatime en muhtaç kişinin ve en azılı düşmanımın kendim olduğunu fark edersem! O zaman ne olacak?”

O soru işareti orada biçare duruyor. Duruyor ki Jung kendine sorduğu bu soruya cevap bulamamış. Eğer bulsaydı eminim o satırların altına uzayıp giden paragraflar sıralanırdı ya. Neyse…

O aciz soru işareti Okumaya devam et “Jung’tan Kendimize Yolculuk”

Editörden ;)

Ey hayat.

Ünlem koymayacağım, kendini bi’ halt zannetmeni istemem.

Ama ‘sıkı çalışma’larını takdir ettim. Uzatıp durduğun ekşi limonların, koleksiyonu yapılası.

Akıl öyle karmaşık ki, herhalde tam anlamıyla çözülmesi, kıyameti falan bulacak.

Bazen de çok gereksiz.

Yanlış mıyım, sonuçta gecelerce uyuyamadığımız o anlarda, sebebi deli gibi düşünmelerse ve düşünmeyi akıl sağlıyorsa şayet, bazen, tamam çoğu zaman, müdahale edebiliyor olmak istiyorum.

Bir düğme, bir tuş? Olmaz mı? Peki.

Ama düşünsene, çok canını sıktığında çıkarıp kafanın Okumaya devam et “Editörden ;)”