Fedakarlık…

Fedakarlık, birçok insana göre ne kadar ters bir kelime, hatta birçok insanın kelime haznesinden dahi çıkarttığı bir kelime değil mi? Fedakarlık, kelimesini bile duyduğumuzda hemen kendimizi beğenmişliğimiz, herkese yukarıdan bakmamız nasıl da gün yüzüne çıkıyor değil mi? Fedakarlık, artık bize ne kadar uzak bir kelime öyle değil mi? Oysa ki fedakarlığın bir yaşam tarzı, fedakarlığın bir kültür olduğu zamanlar o kadar da uzak değil ki. … Okumaya devam et Fedakarlık…

Sade

Hayatta neyin uğruna savaşmalı, neyi geldiği gibi kabul etmeliyiz? Son yılların gözde sorusu/sorunu bu bana. Yolum ne yapsam buraya varıyor. Tevekkül doğru, tevekkül hak. Ama o çizgiyi nereye çizeceğiz? Nereye kadar mücadele, nereden sonrası teslimiyet? İnsanın kendini tanımasından bahsedilir ya, ne kadar tanıyabiliyorsunuz kendinizi? (Kendimi ayırdım, çünkü ben çözemedim kendimi. Daha çok yolum  var.) Ya da tanıyorsunuz diyelim. Bu tanıma, yönlenmenizde ne kadar etkili oluyor/olabiliyor? … Okumaya devam et Sade

İyilikler, Kötülükler Üzerine Çıkarsamalar

Ömrümün makul bir kısmında hayatı ve insanları güllük gülistanlık karşıladım. -Ortalama iyimserlikte bir insansanız sanıyorum siz de öyle yapmışsınızdır. Nedeni elbet ki zorluklarla karşılaşmamış olmam değil, bizatihi çok zorluk yaşadım. Ama insanlara inancım tamdı. Hala tam. Ayıp etmeyeyim şimdi durduk yere. Lakin fark ettiğim bir şey var ki, herkesi kendin gibi sandığın zaman hiç kimse sen gibi olmaya başlamıyor ve herkesin zilyon tane dış güç … Okumaya devam et İyilikler, Kötülükler Üzerine Çıkarsamalar

Nerede O Eski İnsanlar!

Hiçbir zaman devamlı ‘nerede o eski insanlar’ diye yakınanlardan olmamışımdır aslında. Ancak son zamanlarda bu klişeyi o kadar sık kullanmaya başladım ki, bu yazıyı yazmak zorunda kaldım adeta. Birkaç eski insan tanıdım son zamanlarda. Tabiî ki bahsettiğim kişilerin eskiliği yaşlarından değil, sadece kişilik ve karakterlerinden. O insanları dinledikçe huzur bulup mutlu oldum adeta, ki böyle insanlarla tanışmayalı, çevremizde böyle insanlar olmayalı bir hayli olmuştu. Bir … Okumaya devam et Nerede O Eski İnsanlar!

Yaşamak ve Mutlu Olmak Üzerine

Bu satırları okuyorsanız mutlu olmak için bir şeyler yapmak istiyorsunuz demektir. Size elimden geldiğince yardımcı olacağım. Seneler evvel lise okumak için ailemden ilk kez ayrıldığımda, ergenlik çağının da verdiği bir melankolik hal ile yalnızlık kavramının hoyrat yüzüyle ilk kez karşılaşmıştım. Yalnızlık “Ben faniyim.” hissiyle dolduruyordu günlerimi ve ben gerçekten faniydim. Dayanılası gelmiyordu dünya. Hard Rock’a sardığım zamanlardı. Etrafımda benimle birlikte bağırabilecek tipten arkadaşlarım vardı, konserler … Okumaya devam et Yaşamak ve Mutlu Olmak Üzerine

Ya Sizin?

Bazen bir şehrin üstünüze geldiği olur mu, var gücüyle? Tüm karanlığı başınıza toplayarak. Benim olur. Ya sizin? Bir meşgalem olmadığında, tek başımayken yakalar hep. Bu yüzden eşit değiliz verdiğimiz savaşta biliyorum. Şehrin hep onun olmuş insanları var, benimse onun olmak için verdiğim çabam. Didinip duruyorum, çok zaman köşe başlarında. Kaybetsem üzüleceğim biliyorum, çocuk sayılacak yaşlarıma dair sanrılar kalbimin dört odasında… Kalbim diğer yandan sanki altmış … Okumaya devam et Ya Sizin?

Kendimi De Sorgularım…

İnsanları tanımanın ve onlar hakkında belirli bir kanıya varmanın sanat olduğunu düşünüyorum. Evet evet sanat olmalı bu ve benim çok beceriksiz olduğum bir sanat. Beceriksizim; çünkü çoğu zaman tanıdığımı sandığım insanların bende yarattığı hayal kırıklıklarıyla uğraşmak durumunda kalıyorum. Beceriksizim; çünkü ben kendi düşüncelerimle kurduğum yapının defalarca altında kalmaktan yoruldum. Son zamanlarda kendi davranışlarımı, fikirlerimi sorguladığım her fırsatta karşıma çıkan tek sorunum diyebilirim belki de bu … Okumaya devam et Kendimi De Sorgularım…

Denklemden Kumarı Çık

-Bir çay içeriz, demiştim. Kimlik karmaşası, kavram karmaşası, ortam karmaşası, karmaşalar, karmaşalarımız… Anaokuluna gitmedim ben. Birinci sınıfın ilk günü, hepimizi sıraya dizip, üstlerimize ‘İlköğretim Haftası’nın harflerini yapıştırdılar birer birer. Aşı olacağız sanıp çok korkmuştum. Annemi ararken müdür yardımcısına ‘Teyze, annem nerede?’ dedim. O günden beri her sene okulun ilk günü çok karmaşık. ‘Ne giyeceğim?’ seansını bile başlayıp başlayıp yarım bıraktım. Bu, durumun ciddiyetini anlatmalı. -Günlüğüm … Okumaya devam et Denklemden Kumarı Çık

Tıbbın Babası İbn-i Sina

İbn-i Sina adını beşikten itibaren duymaya başlarız. İslam dünyasının gururla bildiği, övündüğü bir hekimdir; hakkıdır da. Lakin sadece bu kadardır onun hakkında bildiğimiz genel olarak. Tıp alanında çalışmıştır, büyük işlere muvaffak olmuştur ve adı bu zamanlara kadar gelmiştir. Biraz daha zorlarsak, batıda tıp alanında yüzyıllarca kitapları okutulmuş diye de biliyoruzdur. Peki bu kadar övündüğümüz bu zatı aslında ne kadar tanıyoruz? Tıp fakültesine başladığım ilk vakitlerde … Okumaya devam et Tıbbın Babası İbn-i Sina

İşittiklerim, gördüklerim fakat bilemediklerim…

Bir yaşam tarzı haline getirdiğim ve olmazsa olmazlarım arasına koyduğum yegâne alışkanlığım, zannediyorum “yolda yürürken müzik dinlemektir”. Güzel bir müzik eşliğinde içinden çıkamadığım hayal dünyam beni ayaklarımın götürdüğünden çok daha uzaklara uçuruyor. Yol kısalıyor… Artık gideceğim yolları dahi müzik ölçü birimiyle hesaplar oldum, efendim Taksim mi? 5 şarkı uzaklığında, Eminönü mü “rock”la yürürsen 6, “halk”la yürürsen 8… Aslına bakarsanız Flaubert “Roman sokağın aynasıdır” diyerek insanı … Okumaya devam et İşittiklerim, gördüklerim fakat bilemediklerim…

‘Ugh, comfortable shoes?’

Kendimden çok uzaklaştığımı, bunun anlık gelişen bir şeyden öte hayatımın içinde çözünmüş bir zehir olduğunu ve ara ara bunu fark ediyor olmama güvenmeyip, iş işten geçmeden gereken önlemleri almam gerektiğini, böyle uzun cümlelerin sağlığa zarar verdiğini derinden hissediyorum. Bildiklerimi, gördüklerimi, okuduklarımı, dinlediklerimi kim, nereye sakladı?? Bazen on yıl sonrasını düşünüp, kendimi nerede gördüğümü sorguluyorum. Her zaman olmasa da, bu aralar gözüme şu sahne geliyor: Sevdiğim … Okumaya devam et ‘Ugh, comfortable shoes?’

Kendimin Neresindeyim?

Biliyor musun? Senin gözlerin karanlık kadar siyah ve benim yüreğim gece kadar aydınlık. Şimdi bir sokak lambasının altında, az kirli bir camda geceye bakarken aslında kendime baktığımı gördüm. Ve gözlerimin siyahında senin gözlerini buldum. Bunun içindir bu satırları karalıyorum. İnsan yaşıyorsa yazabiliyor. Yazdıkça umduğumu bulmuyorum çünkü hayalin hala yanı başımda. *** Dalıyorum yeniden. İyi de benim rengim kahverengi… Ağladıkça daha bir güzel oluyor sanki  gözlerim. … Okumaya devam et Kendimin Neresindeyim?

Bahçedeki Salıncak

“Bu kentin her yanını unuttuk.”* En son ne zaman hissettiniz kalbinizin attığını? En son ne zaman nabzınızın farkına vardınız? Yaşamayı fazla abartıyoruz. Hayır, yanlış anlaşılmasın: Yaşamayı o kadar abartıyoruz ki, yaşadığımızı unutuyoruz. O kadar kapılıyoruz ki dünyaya ve saçma telaşına, kalbimizi duymuyoruz bile. Stres. 2000lerle girdi hayatımıza. Ya da 2000lerde tavan yaptı, zirveye yükseldi, popüler oldu falan. Her gün yeni bir olayla çıkıyor karşımıza. Sürekli … Okumaya devam et Bahçedeki Salıncak

Uzamsal sorular

Arayışlar içinde olmamızın bir nedeni olmalı… Ne oldu, nasıl oldu, neden oldu, inan ki bilemiyorum. Bir şeyler bana doğru olanların bunlar olmadığını söylüyor. Ya da belki de yanlış olan benim ki bu kadar doğru içinde apaçık abes duruyorum. Ne önemi var? Ben burada böylece dururken, güneş tepeler ardından yavaşça görünürken, günün hızla akışına bir katkım olmadığını bilerek yaşamamın –ki buna yaşamak dememin- sorarım sana, ne … Okumaya devam et Uzamsal sorular

Uyuyamayan Kurabiye*

Bella’ya çok kızmıştım. Birini seçmeliydi. Tam olarak nereden seslendiğimi bilemiyorum bu sefer. ‘Araf’ diyebiliriz belki çünkü final sürecine(Süreç?) girmiş bulunup, şimdiden plaj fotoğrafı paylaşanlardan nefretle(Nefret?) bahsederken, ani bir çağrıyla İzmir’e gelip, kendimi Ege’nin masmavi sularına bıraktığım doğrudur. Havamı da attığıma göre devam edebilirim. Eve döndükten sonra 22.00 gibi yemek yiyip, 23.00 gibi derse oturup, bayağı konu bitirdim. Yaşadığım kavram/kimlik/falan/filan karmaşasını sen hesap et: Şimdi ben … Okumaya devam et Uyuyamayan Kurabiye*

Prensesin Çöple İmtihanı

Tıp okumasam belgesel çekmek isterdim. Ya da dur, önce kendimi tanıtayım. Merhaba Dilemma okuyucusu, ismim Bilal, Sümeyye’nin arkadaşıyım. Sümeyye ev sahibi burada, ben derginizde misafirim. Aslında biraz yüzsüz bir misafirim çünkü dördüncü kez çalıyorum kapınızı, inatla, hoş bulduk. Yaşımı sorarsan anneme göre yolun başında, devlete kalsa milletvekili olacak yaştayım, tutarsız. Suyu çok, denizi bol bir yerden gelip; tuzu yok, tadı az bir yerde tıp okuyorum, … Okumaya devam et Prensesin Çöple İmtihanı

Bak Dostum… :)

Dilemma Gündem Dergimizde her şey yolunda ve planlı olarak ilerliyor öncelikle. Gösterim sayılarımızın artması bizi mutlu ediyor. Devamlı yeni yazar olma  istekleri bizi daha da heyecanlandırıyor. Bunun dışında, daha önce buradan da duyurduğumuz gibi, internet üzerindeki yazılarımızı basıp bir dergi haline getirme çabamız tabiî ki en önemli gündemimiz. Bu çabamızda da artık sona yaklaştığımızı ve çok kısa bir süre içinde yazıları matbaaya göndereceğimizin müjdesini de … Okumaya devam et Bak Dostum… 🙂

Bu Bir Dilemma Hikayesidir…

DİLEMMA’NIN DOĞUŞU… On üç, on dört ay kadar önceydi aslında, bir dergi fikri aklımıza düşeli. O zamanlar dergiyi basmak vardı ilk olarak aklımızda. Ama sonralarda çıraklığımızı, acemiliğimizi internet üzerinden yayın yaparak atalım, dedik. Ve bu fikir her şeyin başlangıcıydı aslında. Birçok arkadaşımızın bile ‘Nereden çıktı bu dergi?’ dediği bir zamanda, tamamen kendi çabalarımızla çıkartabildik dergimizi. Ve gerçekten bizi çok mutlu eden bu günlere gelebildik. DİLEMMA … Okumaya devam et Bu Bir Dilemma Hikayesidir…

‘büssürü’ kalp*

Böyle Şubat sonlarında erkenden açıveren beyaz çiçekleri seviyorum ağaç dallarında. Sabahları okula giderken kampüsün her tarafının kazılmamış olduğu eski günleri seviyorum. Sınavı beklerken ders notlarımdan gemiler yapmayı da. En yalnız zamanlarımda, eskiden çok sevdiğim o kafede otururken ansızın çalmaya başlayan baba-kız şarkılarını seviyorum(Bizim çok vardır, sizin yok mu?). ‘Sınav Cumaları’nın öğleden sonralarını seviyorum. Kaygısız gezmelerini (Şu an en çok onu bekliyorum, sadece saatler kaldı). İzmir’deyken … Okumaya devam et ‘büssürü’ kalp*

Uzay Yolu.

Sınav ertesi ve sınav arefesi bir geceden daha herkese merhabalar! Dünyaya çok uzak diyarlardan sesleniyorum. Ciddi manada ayrı bir aleme geçiş yaptım. Bugün sözlü de diyebileceğimiz sınavlardan birinde, hocanın yanından çıktıktan sonra, önüme çıkan ilk arkadaşımın yüzüne aptalca sırıtıp, “N’aber?” dedim. Beni her gördüğü her yerde o yazık halimi hatırlayıp gülmeye başlıyor. Düşün işte. Bu harika (!) girişten sonra, esas konulara gelebilirim artık. Öncelikle, Dilemma … Okumaya devam et Uzay Yolu.