Masallar ve Annemin Yalanları

Çok masallar anlatılıyordu çocukken biz. Çok konuşuyordu büyüklerin hayal gücü. Yanlarına sokulmak farklı bir dünyaya “Merhaba” demekti. Halıların uçtuğu, aynaların içinden geçildiği, yedi canın yedisini de kullansan ölüm tadının bilinmediği. Sonsuzdu, sınırsızdı, tükenmezdi masallarda zaman. Çok uyur, çok gezer, çok konuşur, çok oyalanırdın ama çok iş yapardın. Çoklar çoktu orada. Çok çok severdin mesela. Bir prensesi olurdu çok güzel; bir de prensi çok yakışıklı. Mutlu … Okumaya devam et Masallar ve Annemin Yalanları

Geceyle İki Lafın Belini Kırmak

Geceyi gündüzden hep daha çok sevmişimdir ben. Gece yolculukları, gece yürüyüşleri, gece yemekleri, bilhassa muhabbetleri… Daha samimi, daha katıksız, riyakârlıktan uzak, belki biraz da yorgun ama hep daha yoğun… Hele ki geceyi evde geçiriyorsan, bir de tek başınaysan hiçbir şeye değişilmez o anlar… Tüm duygular peşisıra ziyaret eder seni. Varlığını farketmek, şükretmek, kendini hesaba çekmek, sevdiğini ölürcesine özlemek… Zaten kelimenin tam anlamıyla, gerçek anlamıyla; hissetmek demektir gece, ‘hissetmek’…

Anneye benzer bir yanıyla gece. Okumaya devam et “Geceyle İki Lafın Belini Kırmak”