Savrulan Adam Rises

Her şeyden uzaklaşmanın sihri… Merak ediyorum diğer tüm tanrılar Poseidon’un önünde diz çöktü mü, çünkü başka türlüsü mümkün görünmüyor. Hep içimizde olan ama rutinin etkisiyle orada olduğunu unuttuğumuz bir yanımız var, deniz ona sesleniyor. Unuttuğumuzu hatırlatıyor. Sanki topraktan değil, sudan gelmiş gibi. Zamanı burada durdurmak mümkün olsaydı bile onu ister miydik? İflah olmaz doyumsuzluğumuz ve sabırsızlığımız başını duvarlara vurmaz mıydı? Razı olur muyduk zamanın tutsağı … Okumaya devam et Savrulan Adam Rises

yıldızlı atlas hissi

ya anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki mesela önceden sanal diyerek ötekileştirdiğimiz bu hayatın herkes için ama önce benim için nasıl daha gerçek olduğu mesela karantinama devam ederken gezemiyorum zannedeceğimiz şehri Instagram’dan nasıl gezdiğim herise açılır açılmaz keşkek siparişi verişim birçok tanıdık hısım akrabayla yapamadığım samimi konuşmayı tanımadığım bir aşçıyla yapışım mesela bugün işte başka hiçbir şeye tahammül edemeyeceğimi anlayınca açıp son iki … Okumaya devam et yıldızlı atlas hissi

Vazgeçme Yetisi

Hayal kurmakla başlıyor her şey, hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimizde bitiyor. Aslında hayal kurmayı bıraktığımızda bitiyordur belki esasen. Hayal kurmayı bıraktığımızı fark ettiğimiz zamana kadar ise devam ettiğini sanıyoruz ve çabalamayı bırakmıyoruz. Bunun sebebi, temelde hayalini kurduğumuz şeyleri gerçekleştirmek için canla başla çabalamamızın bir süre sonra alışkanlık haline gelmesi. Alışkanlık haline getirdiğimiz şeyleri ise zihinsel bir süzgeçten geçirmeksizin yapar hale geliyoruz. Yapılması zorunluymuş gibi bir … Okumaya devam et Vazgeçme Yetisi

Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi. Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel … Okumaya devam et Öldür Beni Kadın

Sonbahar

Sarı turuncu savrulan yapraklar, rüzgarlar, uçuşan saçlar, adımlanan yollar, yağmurlar, trençkotlar, hüzünlü sokak kedileri…
Sekiz tane kuş uçuyor gökyüzünde. İkisi geride kalmış. Altısı önde.
Dilimde ismini unuttuğum eski bir şarkı. Gün batmak üzere.
İçimde bir minnet duygusu.
Sanki aynı yol, aynı yaprak, aynı melodi değil hiçbiri. Sanki her şey daha bir anlamlı.
Sanki her şeyin anlamı sonbaharla
Sanki her şeyin anlamı Okumaya devam et “Sonbahar”

Çığrışım

Durgun bir geceydi. Gökyüzü alabildiğine karanlık ve alabildiğine ışıl ışıldı. Bulutlar belli ki balayındaydı. Huzurun en derin, en kuytu noktasındaydık… diye devam eden cümleler yazıp, güzel beyinlerinizi sinsice uyuşturmak isterdim ama bu etik olmazdı. Hem ben çağlayarak akıyorsam, kimseyi mışıl mışıl uyutmam. Durgun bir geceydi… diye konuşuyor olsaydım bir kere, kandırıyor olurdum sizi bariz ama onu da yapmam mesela. Hem, bir gece, nasıl durgun olabilir? … Okumaya devam et Çığrışım

Seni Seviyoruz Savrulan Adam*

“Büyük insanların lekesi de mi büyük olur? Yalnızlık ancak kendini de ortadan kaldırdıktan sonra mümkün olmaz mı? Ben küçükken büyük yazardım; şimdi küçülüyor mu yazdıklarım?”  Lisedeki ‘etüd saatleri‘ni hatırlıyorum. Her akşam iki tanelerdi ve katılmak zorundaydım. Çok şikayetçi olduğumdan değil, sonuçta ne yapmak istiyorsam, etüd saatinde etüd salonunda devam ediyordum onu yapmaya. Bunun, defterimi önüme alıp yazılar yazmak olduğu zamanlar da az değildi. Sorgulayan yazılar… … Okumaya devam et Seni Seviyoruz Savrulan Adam*

Yaşamın Kıyısında

Bir köşede yaşanmayı bekleyen hayat. O bekliyorsa eğer, şu anki var olan ne? Bu yürüdüğüm yol, yanımdaki insanlar, önünden geçtiğim evler; beklerken hayat bir yanda, ne oluyorlar? Neden yanımdalar ve benimleler… Ne dersiniz hayat mı yanlış yerde duruyor, yoksa ben mi? Kimin yanlış yerde olduğunu bilmiyorum ama ben hep yaşamın kıyısında duruyorum. Tam ortasında olamadım hiç, ciğerlerim yanana kadar nefes alamadım ve yaşadım diyecek kadar … Okumaya devam et Yaşamın Kıyısında

Kötülük

Kötülük 101 dersimize başlıyoruz. Kötülük nedir? Bence kötülük normalde düşünüldüğünde olmaması gereken, oluşumuna zamanında anlam veremediğim bir kavramdır. Yani düşünüyorum (istemeden yapılanları şimdilik saymazsak) bir insan nasıl kötülük yapabilir? Özellikle bedensel/ruhsal olarak can yakabilir. Göz göre göre yani insanın temel doğasında kötülüğün olmadığını hala düşünüyorum. Kötülük yok ama şekil değiştiren başka kavramlar var. İnsanlar normalde ne yapar, elbet kendisi için bir faydası olan işleri yaparak … Okumaya devam et Kötülük

Gol Olur

            Hiçbir şey yapasım gelmiyor bazen. İnsan her zaman bir şey istemez mi oysa ki? Dinleneyim, eğleneyim, çalışayım, annemi arayayım, yemek yiyeyim, su içeyim, oyun oynayayım, film izleyeyim, uyuyayım. Sanki mutlaka bir istek olmalı gibi insanın aklında. İnsan her zaman olduğu halden daha iyi bir halde olmak istiyor bence. İstekler de o yüzden gibi, yani şimdi açım, yemek yiyip daha iyi … Okumaya devam et Gol Olur

Işık

Çook uzunca bir hikaye yazmıştım ama baktım çok çılgın (azıcık da uzun), dedim yazmayayım. Sonra insanlar okuyacak, bu çocuk nepiçim, insan mıdır, psikopat mıdır, diyeceksiniz 😦 ben de vazgeçtim. Onun yerine yine klasik, saçma ama mantıklıyken güldüren, güldürürken düşündüren, düşündürtürken de ‘amaan’ deyip sayfayı kapattıracak başka bir yazı daha yazayım, dedim. Tabii yetişir mi onu da bilmiyorum bakalım nasip. Küçükken babaannemgilde duvarda çizgiler vardı. Her … Okumaya devam et Işık

Büyük Sözcükler

Yazılara bakıyorum ne büyük sözcükler var diyorum. “Yıldızların parlaklığını çalıp gelen güzel, ormanda koşarken çimler adeta güzelliği önünde eğiliyordu” gibi. Bu cümle sadece bir güzelleme olarak görülebilir belki de neysem. Sırf sözcüğe boğulmuş, sıfatlardan, soyut sözcüklerden oluşmuş cümleler beni hep korkutup kendinden kaçırtmıştır. Peki insanlar neden seviyor böyle sözcükleri kullanmayı, bitmek bilmeyen betimlemelere giriyor. Bence bunun cevabı biraz da “insan neden yazıyor?” sorusunun cevabıyla alakalı. İnsanın bir şeyler yazası geliyor bir hikaye anlatası, bir düşüncesini başka insanlarla da paylaşası geliyor, o zaman her zamanki gibi normal sözcükler, betimlemeler sıkıcı geliyor ona ya da yetersiz geliyor belki. Zaten her yer uzun, siyah saçlı kızlarla dolu diyor, onu aya benzetiyor. Bazen düşüncelerine yetecek sözcükler bulamıyor, yeni söz kümelerine farklı anlamlar yüklüyor. Ne kadar yazıların bu şekillerde yazılması normal gibi gözükse de bence gittikçe özünden ve gerçeklikten uzaklaştırıyor her şeyi.

Çok mu gerçekçi olmalı yazılar? Hayır, burada gerçekçi dediğim şu anlamda, hani bir tiyatro oyunu izlersiniz, adam o kadar kötü rol yapıyordur ki o adamın yaptığı hareketlere kötü oyuncu deyip geçemezsiniz, sizi rahatsız eder ya da bazıları rolünü öyle abartır ki gerçeklikten çıkıp gider, tamamen çekilmez bir oyunculuk olur. Benim bu tür yazıları okurken hissettiğim hisler de aynı buna benziyor. Böyle yazı rahatsız ediyor beni adeta.

Sen sevmiyorsan biz ne yapalım kardeş, diyebilirsiniz, doğru da sayılabilir aslında. Ama o zaman yine insan neden okuyor sorusu geliyor akla. Başka insanların fikirlerini anlatacakları hikayeleri duymak için. Başka hikayeler dinlemek/okumak, “farklı” fikirlerini duymak oldukça güzel bir deneyim bence fakat sözcükler okumak bana göre olmayan bir şey. “Yalnızlık mı yoksa o yanaklarının üstündeki allık?” mesela bu cümle benim aklıma “ne diyorsun sen kardeş hayal aleminde mi yaşıyorsun, ne içtin sen” tarzı düşünceler getiriyor bana, tam neden inanın ben de bilmiyorum ama yapmacık işte.

Kendime kızmayı da çok seviyorum, sık sık aklıma kötü şakalar geliyor, hee çok komikmiş diyorum kendime. Siz de yapın bence, bu biraz kendinle yarışmak gibi, rekabet iyidir. Yine aynı şekilde, bu yazıyı yazdım da ne oldu, diyorum, kimsenin hayatı ya da fikri değişmeyecek bu yazıyı okuyunca, diyorum. Çünkü sanki hayatta tüm yaptklarımızın bir sonucu olmalıymış gibi düşünüyorum ,o yüzden olabilir. Bu arada “Perception” Okumaya devam et “Büyük Sözcükler”

Tırtıl

Bazen sorgulamaktan vazgeçesim geliyor.  -Ben tırtılı kelebekten daha çok severim. Öyle zamanlarda hep yeni birer soruyla geliyorsun aklıma. –Çünkü tırtılın rengini kaybetme korkusu yoktur. Boşlukları bulup yerleşiyorsun.   Hiç davet etmedim seni. – Yıllar önce neden olduğunu bilmediğim bir şekilde ezberlediğim sözler aklıma geldi. Misafirperver değildim çünkü. -Ve yıllar sonra şarkısını dinlediğim. Şöyle başlıyordu: “Bir tırtıl doğar yürür ormanda. Kaçar bilmediği durumlardan.” Davet etsem gelir … Okumaya devam et Tırtıl

Editörden ;)

Ey hayat.

Ünlem koymayacağım, kendini bi’ halt zannetmeni istemem.

Ama ‘sıkı çalışma’larını takdir ettim. Uzatıp durduğun ekşi limonların, koleksiyonu yapılası.

Akıl öyle karmaşık ki, herhalde tam anlamıyla çözülmesi, kıyameti falan bulacak.

Bazen de çok gereksiz.

Yanlış mıyım, sonuçta gecelerce uyuyamadığımız o anlarda, sebebi deli gibi düşünmelerse ve düşünmeyi akıl sağlıyorsa şayet, bazen, tamam çoğu zaman, müdahale edebiliyor olmak istiyorum.

Bir düğme, bir tuş? Olmaz mı? Peki.

Ama düşünsene, çok canını sıktığında çıkarıp kafanın Okumaya devam et “Editörden ;)”

Günün Renkleri

Seher, renklerin en soğuk olanına dolanmış. Gökyüzü masmavi olmuş, hep denize benzemek isterdi zaten. Üşüyorum. Yelkenlerim de yok, savaşamam zorlu dalgalarınızla. Silahımı kaybettiğimden beri bırakmıştım savaşmayı zaten. İkindi, renklerden renk beğenmez. Zaten akşamı da oldum olası kıskanır. Ona ne kadar da benziyorum, en son kendimi beğeneli ne zamandı? Akşam renklerin en karanlığını seçip giyinmiş. Siyah olmuş, simsiyah olmuş. Altımda deniz, üstümde  gök. Yerim yok bu … Okumaya devam et Günün Renkleri

Duygular dile gelince…

Bazı anlar vardır, bazı durumlar, bazı sözler; bir ömre bedel oluverirler. Bir anda nereden çıktığını anlayamadan, öyle şeyler hissettirirler ki, neye uğradığını şaşırırsın… İşte tam da böyle bir durumdu benimkisi. Sessiz , sakin, sıradan bir gündü. Tam da o amcanın karşısındaki banka oturdum tesadüfen. Amca işte, adını sanını bilmediğim  benden yaşça bir hayli büyük birisi. Dalmış gitmiş bir yerlere. Bakıyor uzaklara ama o bakmak başka, … Okumaya devam et Duygular dile gelince…

Kız Kulesi

Çok sıradan değil mi? Ben şimdi yazacağım durmadan o eşsiz yeri, onun güzelliğini… Tabii ki tartışılmaz bile o eşsiz güzellik, o harika manzara. Ama bazen bakarken ona düşünürüm, acaba o neler düşünüyor bizim hakkımızda, içinden geçen duyguları neler… Evet ya onun da duyguları olmalı, o da hissetmeli ona karşı duyulan sevgiyi, saygıyı… Yoksa bunca güzelliğinin taşından, kiremitinden olduğunu söylemek çok büyük yanlış olur bence… Ondaki … Okumaya devam et Kız Kulesi