yıldızlı atlas hissi

ya anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki mesela önceden sanal diyerek ötekileştirdiğimiz bu hayatın herkes için ama önce benim için nasıl daha gerçek olduğu mesela karantinama devam ederken gezemiyorum zannedeceğimiz şehri Instagram’dan nasıl gezdiğim herise açılır açılmaz keşkek siparişi verişim birçok tanıdık hısım akrabayla yapamadığım samimi konuşmayı tanımadığım bir aşçıyla yapışım mesela bugün işte başka hiçbir şeye tahammül edemeyeceğimi anlayınca açıp son iki … Okumaya devam et yıldızlı atlas hissi

Öldür Beni Kadın

Söyle bana vakit ne zaman, güzelsin, güzel sanki yok benzerin. Kadın söyle vakit ne zaman, hüzün bitmez mi bu gecelerde? Umut tükenmez mi geceleri? Şu geceler, tüketmez mi insanı? Alkol yakmazmış gibi yüreğimi, ruhum ısınmamış, hiç ısınmamış gibi. Başka bir hayaldi, bir an başladı, sonra bitti. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, kestiremedim zamanı. Geldi yanıma oturdu, sigaramı yaktı. Anlattı, öyle gecenin ne kadar güzel … Okumaya devam et Öldür Beni Kadın

Sonbahar

Sarı turuncu savrulan yapraklar, rüzgarlar, uçuşan saçlar, adımlanan yollar, yağmurlar, trençkotlar, hüzünlü sokak kedileri…
Sekiz tane kuş uçuyor gökyüzünde. İkisi geride kalmış. Altısı önde.
Dilimde ismini unuttuğum eski bir şarkı. Gün batmak üzere.
İçimde bir minnet duygusu.
Sanki aynı yol, aynı yaprak, aynı melodi değil hiçbiri. Sanki her şey daha bir anlamlı.
Sanki her şeyin anlamı sonbaharla
Sanki her şeyin anlamı Okumaya devam et “Sonbahar”

Bahara Yolculuk

Bir dil bulacağız her yüreğe dokunan, Özümüzdeki derinlikleri böyle, Böyle cesur, böyle temiz, böyle deli… “Yürekleri Maviliklere Süreceğiz!” Rüzgarlardan kanat takmış, Barışa uçuşan üveyikler gibi Böyle dostane, Böyle kardeşçe “Gönülleri rengarenk süsleyip, Yüreklere Mavilikler Serpeceğiz!” İşte, böyle mavi, böyle renkli El ele gönül gönüle, Ölesiye özgür, ölesiye sonsuz! Sarmaş dolaş, dolaşacağız bu dünyada… İşte hep böyle güzel, sevgiyle dopdolu, “Yeni bir dünya”, kuracağız bu dünyada, … Okumaya devam et Bahara Yolculuk

Merhaba, Sosyal Medya*

Sıcağa meydan okuyup, hayatta kaldıysan, merhaba sevgili okur, seni selamlıyor ve önünde saygıyla eğiliyorum!

Biz İzmir’de kendimizi evlere kilitledik. Aşırı doz asosyallikten ölmek üzereyiz. Tatile gidenler müstesna, diyeceğim ama güneş aynı güneş.

Bu sayıda bir yenilikle karşınızdayım. Sosyal medya platformlarından favorim olan Instagram’da yalnızca takipçisi değil, hayranı da olduğum hesapları burada paylaşmaya karar verdim. Kardeş bölge sayılır, bkz. blog yazıyoruz.

Burada önereceğim hesaplar, özenle seçilmiş, her paylaşımı anlamlı olan, rafine seçkiler olacak diyebilirim.

Hazır mıyız?

@ekinberil

Coverlarına bayılacağınız Ekin’i ben de yakın zamanda fark ettim. Geç bile kalmışım gerçi. Paylaşımlarıyla büyük dikkat çeken Ekin, şimdi Bengü’nün vokalisti. Son paylaşımı da, çocukluğumuzun hitlerinden Survivor. Dinleyin, pişman olmayacaksınız.

@lugat365

Kendi cümleleriyle tariflemek gerekirse;
“Çünkü kelimeler güzeldir. Bazıları daha güzel.
Rengi, sesi, ahengi vardır.
Lûgat365 bu güzel kelimelerin hakkını vermeye çalışan bir iyikafa teşebbüsüdür.”

Her gün, çoğu unutulmaya yüz tutmuşlardan seçilmek üzere, çok değerli, en değerli kelimelerimizden birini tanımlarıyla paylaşıyorlar. Ben haklarında yapılan bir haberi okuyarak öğrenmiştim bu hesabı. En sevdiklerimden oldu. İlk 3e girer o kadar diyorum 🙂 Yaptıkları işin anlamı çok büyük.

11011567_1036613179690711_335452509908090927_n

@sutgunluk

Kim tarafından yönetildiğini kestiremediğim, bir Line komponenti gibi Okumaya devam et “Merhaba, Sosyal Medya*”

Aklın Yolu Birdir

Şeyh Sa’dî (k.s.) buyurdular:

‘Gönlüm, yârin sevgisinin hanesidir. Ve yeter ki, ondan hiçbir kimse incinmesin. Düşmanlık bir meşguliyettir. Allah’ın aslanı Ali (k.v.)’nin sözlerindendir.

“Düşmanlık meşguliyettir!”

Yani düşmanlıkla meşgul olan ve düşmanı olan kimseler, faydalı ve menfaatli işlerle meşgul olmaktan kesilirler. Çünkü kalp, birbirine meşgul olan iki işi birden içine alamaz.

Ne güzel buyurmuşlar:

“Her kim ki işinin başı, halkın düşmanlığı ise; o kişi, bütün iş­lerden ayrılmıştır. Onun gönlü hastadır. İşsiz olarak bağlanılmıştır. O, çalışmaktan mahrumdur.

Yukarıdaki metin İsmail Hakkı Bursevi Hz.’nin Ruh-ül Beyan isimli Kur’an-ı Kerim tefsirinden, Maide Suresi’nin ilk birkaç ayetinin tefsiri şerifi içerisinde geçiyor. Tefsir, anlamı itibariyle Kur’an’ın ayrıntılı manası demek. Yani müfessirler ayetleri açıklamak için bazı Okumaya devam et “Aklın Yolu Birdir”

Merdiven Boşluğu 5

“İnsan; hırsla bezenmiş. Yalnız öyle kuru kuruya, laf olsun diye değil. Hırsla karılmış harcı, hırsıyla örülmüş kendini çevreleyen duvarı. -Yapma, başımıza ne geldiyse bu beylik laflar yüzünden geldi. -Yok yok, bu öylesine söylenmiş bir şey değil, dinle sen. -E buyur o zaman. -Öyle bir duvar ki bu; içine hapsettiği kişinin bütün güzelliğini gölgeliyor, alıp götürüyor. Yerden göğe kadar uzanan bu duvarın arkasında küçücük kalıyor insan. Hiç olmaması ayrı dert, gereğinden fazla olması daha da büyük bir dert. Yaşama hırsı olur, para hırsı olur, meslek hırsı olur; bir bağlanma güdüsüne, bir bağlılık ihtiyacına karşı oluşturdukları olur, ki buna daha bir aşkla bağlanır, hırsıyla yaşıyor insan. Kendisi de farkında bu durumun; hırsının büyüklüğü nispetinde kendisini nasıl da küçülttüğünü fark ediyor. -Bunun için önlem almıyor mu peki? -Almaz mı, türlü oyunlarla bunu saklamayı amaç ediniyor ve beceriyor çoğu kez, saklıyor. Öyle güzel oynuyor ki rolünü; bazen bunu fark etmek neredeyse imkânsız bir hale geliyor. Neyse ki Aslı için böyle olmadı.” Kordonda yan yana dizilmiş banklardan birine oturmuş, ayaklarını ileri, denize doğru uzatmış, önünde uçuşan martıları seyrediyordu. Elindeki simitten bir parça koparıp ayaklarının dibine doğru attı. Birkaç martı hemen yere konup kaptı bu parçaları. “İnsana alışmışlar. Hâlbuki düne kadar buralarda avcılar vardı. Belki martıyı vuran olmazdı ama kuş kuştur, diğerlerini vuran da insan değil miydi? Neyse ki avcılık artık yasak ve martılar böyle bir vicdan muhasebesine girmiyorlar.” Bir parça daha koparıp yere attı. “Demek ki kin tutmak insana mahsus. Bireysel bir kinden Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 5”

Merdiven Boşluğu 4

Geç kaldım bugün, acele etmeliyim. Televizyonun fişini çektim. Fırın tamam. Anahtar cebimde. Çantamı aldım. Cüzdan. Telefon. Ceplerini yoklayarak çıktı kapıdan. Ayakkabılarını giydi, kapıyı kendine doğru çekerek kapattı. Cebindeki anahtarı çıkarıp iki kez kilitledi. Sabah erken uyanmam gerekiyordu. Saat de çaldı, duydum. Kapatıp tekrar uyudum. Alarmın sesini değiştirme vaktim geldi, bağışıklık sağladım, fark etmeden kapatıyorum. Merdivenleri hızlı hızlı iniyordu. İkişer ikişer inersem dengem bozulur. Denedim daha önce, daha hızlı inilmiyor. En hızlısı bu şekilde teker teker inmek. Şu hızımla bir de düşersem… -Selim! Eyvah. Aslı bugün konuşmasak, çok acelem var desem? Alınır, bir hafta konuşmaz sonra. Bir seferinde dinlememişim, öylesine bir cevapla geçiştirmişim, kaç gün küs gezdi. -Günaydın Aslı. Konuşursa da susmaz şimdi. Huyu kurusun, iyi, hoş konuşuyor ama zamanlamayı pek tutturamıyor. -Günaydın. Nasılsın? Ah, geç bunları Aslı, saat sabahın sekizi, iyiyim işte, gece görüştük daha, yine nasılsın demiştin, ondan önceki sabah da iyiyim demiştim, ondan önceki gün yine sormuştun, her zaman iyiyim demiştim, kötüyken de iyiyim demiştim. Ne zaman kötüyüm dedim ki? Niye hep böyle başlıyoruz ki? -İyiyim Aslı, sen nasılsın? -İyiyim ben de, bak ne anlatacağım sana. Oyh, acelem olduğu anlaşılmıyor sanırım. Saçlarımı yıkamadım mesela, dağınık. Kravatımı takmadım henüz, çantamda. Çantamda mı? Koydum mu ki? Unuttum. Hızlı da inmiştim, oradan bari anlamalıydı. Kravatı almak gerek. Geri dönmem lazım daha. Hadi Aslı. -Ne oldu, kötü bir şey yok değil mi? -Yok yok. Çok küçük bir şey. Dün gece önümde yine onlarca dosya var. Saat on iki gibi. Okunan ve okunması gereken onlarcası masanın etrafına dağılmış, oda dağılmış, kafam dağılmış, bin parça. O an bir müzik dinleme isteği geliyor içimden. Ama ne istek. Bunalan aklıma sığınak. Esrar müdaviminin yoksunluk Okumaya devam et “Merdiven Boşluğu 4”

Kara Ölüm

Bu defa aslında çok da bilindik olmayan bir hikaye. 14. yüzyılda Avrupa kıt’asını belki de yok olmanın eşiğine getiren veba salgını…

Daha önceden de Avrupa kıtasında aslında görülüyormuş veba hastalığı ama 14. yyda olan salgın kadar hiçbiri etkili olmamış. Öncelikle Avrupa’nın üçte birini yok eden bu hastalığı tanımakta fayda var.

Orta Çağda veba 3 alt tipe sahiptir; hıyarcıklı, septisemik ve pnömonik. En yaygını ise hıyarcıklı cinsidir.  Yersinia pestis isimli bakteri tarafından enfekte olan bir kemirgence yayılmaktadır. Bakteri aslen pirelerde bulunmakta, onlar tarafından bir kemirgenden diğerine taşınmaktadır. En çok fare türü kemirgenlerce bulaştırılmaktadır insanlara hastalık… 14. yyda hayvanların çokça ölmesiyle hastalık pirelerin taşıyıcılığı ile insanlara geçmiş ve salgın boyutuna ulaşmıştır.

Pirenin ısırığı Okumaya devam et “Kara Ölüm”

Grease

Ocak sonu-şubat başı sıraları hayatımın en film-yoğun zamanlarıydı sanırım. Yarıyıl tatilim bir hafta, ardından gelen stajım en kolayı olunca, günde 3 filme kadar çıktığım oldu. Bu maratonun öne çıkanlarından biri de tesadüfen açtığım Grease. Hala, nasıl oldu da şimdiye kadar izlemedim, diye düşünüyorum. Bırak izlemeyi, duymadım bile. Tuhaf, çünkü çocukluğumda o soundtracklerin çoğunu bildiğime eminim.

Şimdi müzikleri düşününce heyecanlanıyorum tabii. Önce filmden kısaca bahsedeyim:

Grease, 1950lerin Amerikan gençliğini ele alan 1978 yapımı bir film. Aynı isimli Broadway müzikalinden uyarlanmış. Yönetmenliğini Randal Kleiser’in üstlendiği filmin başrollerinde John Travolta ve Olivia Newton-John’ı görüyoruz. Benim için Travolta’yı rock’n’roll yaparken, tabir yerindeyse omuzlarını zıplatarak yürürken görmek eğlenceli olduğu kadar travmatikti.

Film aynı isimli soundtrackle açılıyor. Okumaya devam et “Grease”

Görmek İsteyen Görür

Cemil Meriç Jurnal adlı kitabında kendini tanımaktan bahsederken; “Her hâl tercümesi bir müdafaanâmedir. Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale.” diyor. Görülmek istenenin ve/veya gösterilenin görüldüğü ve bunun marifet sayıldığı günümüz toplumunda neden kendimizi tanıyamadığımızı güzel ifade etmiş. Kültür ile irfanın birbirinden ayrıldığı nokta burası.kendini bilmek

Batının iyi taraflarını alırken maalesef kendi iyi taraflarımızın yerine koyduk. Kültürlü bir nesil yetiştireceğiz diye harcadığımız çabanın sonucu düşünmeden bilen, bilmeden konuşan, hissetmeden anlatan bir nesil oldu. Çapı ile çevresi orantısız Okumaya devam et “Görmek İsteyen Görür”

Fark Etmez ki*

Binaların yüksek. Kenarlarda yürüyorum, duvarlara yapışık. Hiçbir saniyem boşa gitmesin, tek isteğim bu. O uçağa adım atana kadar tenime işleteceğim seni sanki. Sanki ne kadar sık nefes alırsam, o kadar içimde kalacaksın. Sanki, sadece benim ol. Cadden özgür. Cadden kayıp. Sanki görünmezim selin ortasında. Sanki kanatlanıp uçsamla aynı düşüp bayılsam. Değerlendiriyorum. Bilinmemeyi, görülmemeyi, umursanmamayı; yalnızlığımı alıyorum baş ucuma. Gözlerimi ayırmıyorum üzerinden. Dalıp gitsem, sabahım daha … Okumaya devam et Fark Etmez ki*

Paylaşmadan Duramayacağım Şeyler Var

“Dancing in the deepest oceans  Twisting in the water  You’re just like a dream” Adını ilk duyuşum -aslında görüşüm- her ay okumadan rahat edemediğim, bir bakıma vazgeçilmezim olan, iyi ki de olan o dergi sayesinde oldu. Artık nasıl anlattıysa yazan, ‘Kimin nesiymiş ya bu? Nasıl oldu da hiç duymadım adını?’ diye geçti içimden. ‘Kimsenin müzik dinleme hakkı elinden alınmamalı’ demişti. Yazıyı okuyup bitirdikten sonra araştırdım … Okumaya devam et Paylaşmadan Duramayacağım Şeyler Var

Nokta

Nasıl anlatılır ki bu? Bir erkek, bir kız… Berbat bir pozisyon… Belli bir geçmiş, belli bir sevgi-saygı… Olmaması gereken davranışların yanında olması gereken duygular… Olmaması gereken niyetlerin arasında kalan temiz duygular… Nasıl söylenir ki bu? “Beni kırdın” “Yanlış yaptın” “Ağzına s.çtın” Nasıl açıklanır? “Bilerek olmadı” “Ben istemedim, vücudum istedi” “Karşı koyamadım” “Olmadı, yapamadım, dayanamadım” Bunu ne haklı çıkarır ki? “Erkekle kız yan yana olmaz” “Ateşle … Okumaya devam et Nokta

Çığrışım

Durgun bir geceydi. Gökyüzü alabildiğine karanlık ve alabildiğine ışıl ışıldı. Bulutlar belli ki balayındaydı. Huzurun en derin, en kuytu noktasındaydık… diye devam eden cümleler yazıp, güzel beyinlerinizi sinsice uyuşturmak isterdim ama bu etik olmazdı. Hem ben çağlayarak akıyorsam, kimseyi mışıl mışıl uyutmam. Durgun bir geceydi… diye konuşuyor olsaydım bir kere, kandırıyor olurdum sizi bariz ama onu da yapmam mesela. Hem, bir gece, nasıl durgun olabilir? … Okumaya devam et Çığrışım

Tam Tahıl Derken?

  Bugünkü yazımda uzun süredir üzerinde düşündüğüm fakat eyleme geçmek için zamana ihtiyaç duyduğum bir alana adım atıyorum. Devamının gelip gelmeyeceği de henüz belli olmayan bu alanı ‘beslenme’ başlığıyla mı anmalıyız, ‘sağlık’ mı; ‘gündem’ mi demeliyiz ona, ‘popüler başlık’ mı, bilemiyorum 🙂 Ama her koşulda, bilimselliğinden zerre ödün verilmemiş, samimi anlatımlar olacak. Bu yazıda bahsetmek istediğim konu; ‘Tam Tahıllar’. Konuyla ilgili bilgilerim okuduklarımdan ve geçen sene … Okumaya devam et Tam Tahıl Derken?

Bayram şeysi :)

Dostlar! Allah kimseleri ilk gün kavurmasız bırakmasın. Zira şu an bu cümleleri yazanın aklında bütün gün kavurma vardı. Sevdiklerinin, ailelerinin yanında olamayanlar için Dilemma hazır ve nazır beklemektedir, diyerek Güzin ablalık bile yapabiliriz bayram hatırına. Şaka şaka. Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevdiklerinizle geçen harika bir bayram diliyoruz. 😉 -Dilemma Dergi — görsel : halenur.net Okumaya devam et Bayram şeysi 🙂