Gece

Vee geceydi karanlığın pençesinde. Yıldızlar ve ay yarışıyordu aydınlatmak için gökyüzünü, benim pencereme ise hiçbir ışık düşmüyordu. Ay adeta raks ediyordu samanyolu takımıyla ancak bu neşveden payıma düşen siyah gölgelerdi. Siyah gölgeler… Onlarcası etrafımda; Sağımda, solumda, önümde, arkamda ve içimde… İçimin de taa içinde; zihnimde ve kalbimde. Tek bildiğim renk var şimdi, nereye baksam kara görünüyor. Gözyaşlarım bile siyaha çalıyor yanaklarımdan süzülürken. Nereye gittiniz renklerim; … Okumaya devam et Gece

Başlıksız

Vee zaman mekana sığmıyor şimdi. Dar geliyor saatler. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hiç olmadığı kadar dağınık. Alabildiğine hoyratça esen rüzgar, günlerimi çalıyor takvimden. Havada uçuşan yapraklara bakınca somutlaşıyor geçmiş kavramı. Tutmak istiyorum bir kaçını, hani elimde olurlarsa yeniden yaşarmışım o günleri gibi. Ancak rüzgar da değil bu bir fırtına sanki; götürdüğünü yakalayabilene aşk olsun… Yalnız zaman yıkılmıyor bugün kentlerde; sokak lambaları, kaldırımlar ve adımlarım … Okumaya devam et Başlıksız

Kalp ve Gönül

İnsan vücudunda yumruk kadar yer kaplayan ufak bir organ görünürde.

İşlevi boyutundan kat be kat büyük ama;

kan pompalamak.

Alınan her nefesle, temiz kan vücutta belki saniyeler içinde tavafını tamamlamakta.

Sol yanımızdaki bu küçük nimet, vazifesini ona tayin eden Zatın dur emrine kadar, vâdi dolana kadar bıkmak usanmak ne bilmeden işinin başında.

Biyolojisi sevimli ve merak uyandırıcı kalbin.

Sanki bir saat gibi, ömrün her nefesiyle tik tak atan bu kalp, daha anne karnındayken başlar görevine.

İşin tıp yanı cevaplanmayı bekleyen sorular ve her gün yeni keşifedilen noktalarla dolu. Ama bir de gözle görülmeyip, duygulara hükmeden kısmı var.

Biz, İngilizce gibi Okumaya devam et “Kalp ve Gönül”

Hüzünden Parfüm

Hüzne yer var hayatımızda. Sabah ve akşam vakitlerinde, hatta her saatinde günün. Bilakis gecelerde. Odalar hüzün kokuyor, binalar hüzün kokuyor, sokaklar, caddeler ve hatta şehirler hüzün kokuyor. Tren istasyonlarında, otobüs garlarında, hava alanlarında, gökyüzünde ve yeryüzünde hüzün var. Çıkan çivisi sanki dünyanın hüzün üzerine çakılmış gibi, hangi yöne çevirsem başımı ve neye dalsa gözlerim hüzne batıyor… Yürüdüğümüz şu asfalt yollarda, Yollar üzerine konup göçen mevsimlerde … Okumaya devam et Hüzünden Parfüm

Beşer Şaşar

En büyük mahkûmiyet içteymiş.

Adına vicdan azabı diyorlarmış.

Kimsenin görüp duymadığı bir günahı,

gözlerini yumsan bile gösteriyormuş.

Çok sinsiymiş bu vicdan azabı denilen şey.

Gülümseyen yüzlerin bile arkasına saklanabiliyormuş.

Günahı telâfi edene dek,

çekmiyormuş ellerini insanın yakasından.

Yemek yerken boğazına dizermiş lokmaları.

Gözyaşlarını durup dururken hücûm ettirirmiş yanaklarından aşağıya.

Böyle sanki Okumaya devam et “Beşer Şaşar”

Geceyle İki Lafın Belini Kırmak

Geceyi gündüzden hep daha çok sevmişimdir ben. Gece yolculukları, gece yürüyüşleri, gece yemekleri, bilhassa muhabbetleri… Daha samimi, daha katıksız, riyakârlıktan uzak, belki biraz da yorgun ama hep daha yoğun… Hele ki geceyi evde geçiriyorsan, bir de tek başınaysan hiçbir şeye değişilmez o anlar… Tüm duygular peşisıra ziyaret eder seni. Varlığını fark etmek, şükretmek, kendini hesaba çekmek, sevdiğini ölürcesine özlemek… Zaten kelimenin tam anlamıyla, gerçek anlamıyla; hissetmek demektir gece, ‘hissetmek’…

Anneye benzer bir yanıyla gece. Okumaya devam et “Geceyle İki Lafın Belini Kırmak”