Jazz Altında Korona

Bir jazz müziğinin notaları ardınca dökülüyor bu satırlar. Notalar kulağımda bir köşeden öbür köşeye koşturuyor. Dans ediyorlar sanki, limitleri kafamla sınırlı bir dans. Bu dansa eşlik etmek istiyorum. Ve bir hayal tutuyorum -dilek değil-.   Gözlerini kapatıyorsun. Müzik kulaklarında yankılanmaya ve dans etmeye devam ediyor. Gözlerin açık ama bilincin kapalı. Neredesin?    Üsküdar sahile doğru gidiyorum. Selami Ali’den aşağı vurdurmuşum. Orkideci yahut salepçi yok artık … Okumaya devam et Jazz Altında Korona

İstanbul Notları: Deniz Müzesi

Sahilden Karaköy-Beşiktaş hattını takip ederken sağımda kalan alan bir müzeler cenneti. Her seferinde ‘Bu müzeleri bir ara görmem gerek’ deyip devam ettiğimden, yağmurlu bir cumartesi Beşiktaş keşif turunda ilk durağımız Deniz Müzesi oldu. 1897’de Tersane-i Amire’de kurulan müze, çok defa taşınarak, nihayet 1961’de şu anki yerine, Beşiktaş İskelesi’nin yanı başına kuruluvermiş. Müze ve galerileri kılavuzlarında önerilen rotalarla gezmeyi tercih ederim genelde ama gidecek olanları baştan … Okumaya devam et İstanbul Notları: Deniz Müzesi

Salgında Özlediklerim ve Minik

Bu ara hava hep kapalı ve İstanbul çok gri. Sonbahar melankolisinin dibine vurmuş durumdayım. Bunu, artık yedi aydan fazla zamandır uğraştığımız salgına ve biraz da son günlerde karnımı gözle görülür şekilde şişirmeye başlamış minik tırtıla bağlıyorum. Kendisi 18 haftalık haliyle artık bahse değer bir birey bence. Bu yazı da, zamanında korebenin karantinada neleri özlediğimden bahsettiğim bir resim altı yazısını okuyup, bu konseptte yazmamı ve BKnın … Okumaya devam et Salgında Özlediklerim ve Minik

yıldızlı atlas hissi

ya anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki mesela önceden sanal diyerek ötekileştirdiğimiz bu hayatın herkes için ama önce benim için nasıl daha gerçek olduğu mesela karantinama devam ederken gezemiyorum zannedeceğimiz şehri Instagram’dan nasıl gezdiğim herise açılır açılmaz keşkek siparişi verişim birçok tanıdık hısım akrabayla yapamadığım samimi konuşmayı tanımadığım bir aşçıyla yapışım mesela bugün işte başka hiçbir şeye tahammül edemeyeceğimi anlayınca açıp son iki … Okumaya devam et yıldızlı atlas hissi

Fark Etmez ki*

Binaların yüksek. Kenarlarda yürüyorum, duvarlara yapışık. Hiçbir saniyem boşa gitmesin, tek isteğim bu. O uçağa adım atana kadar tenime işleteceğim seni sanki. Sanki ne kadar sık nefes alırsam, o kadar içimde kalacaksın. Sanki, sadece benim ol. Cadden özgür. Cadden kayıp. Sanki görünmezim selin ortasında. Sanki kanatlanıp uçsamla aynı düşüp bayılsam. Değerlendiriyorum. Bilinmemeyi, görülmemeyi, umursanmamayı; yalnızlığımı alıyorum baş ucuma. Gözlerimi ayırmıyorum üzerinden. Dalıp gitsem, sabahım daha … Okumaya devam et Fark Etmez ki*

‘Ugh, comfortable shoes?’

Kendimden çok uzaklaştığımı, bunun anlık gelişen bir şeyden öte hayatımın içinde çözünmüş bir zehir olduğunu ve ara ara bunu fark ediyor olmama güvenmeyip, iş işten geçmeden gereken önlemleri almam gerektiğini, böyle uzun cümlelerin sağlığa zarar verdiğini derinden hissediyorum. Bildiklerimi, gördüklerimi, okuduklarımı, dinlediklerimi kim, nereye sakladı?? Bazen on yıl sonrasını düşünüp, kendimi nerede gördüğümü sorguluyorum. Her zaman olmasa da, bu aralar gözüme şu sahne geliyor: Sevdiğim … Okumaya devam et ‘Ugh, comfortable shoes?’

Hayat En Çok Bana Yakışır

Hayat en çok beklemek gibi.

Bir tren istasyonunda, bir otobüs durağında ya da şu bizim köşe başında.

Güneş doğarken, yaprak düşerken, günler gecelere devrolurken, ömrün kadar, zamansızca.

En güzeli yağmurlu bir günde pencere önünde yahut ağustos sıcağında akasya gölgesinde…

Hayat en çok beklemek gibi.

Anne misali. Karnında taşıdığı bebeğin gelişini beklercesine sabırla ve o karın içinde yuvarlanan bebeğin dünyaya duyduğu merakla.

Gittikçe büyüyen, büyüdükçe  güzelleşen, güzelleştikçe daha çok kanayan bir kalple. Kanamayı adet edinmekle… Kanaya  yana..

Beklemek gibi hayat.

İdam sehpasına yatırıp şüpheyi,

Gelecek ya da gelmeyecek olanı,

Ellerin ellerinde, ellerin ceplerinde, Okumaya devam et “Hayat En Çok Bana Yakışır”

Kız Kulesi

Çok sıradan değil mi? Ben şimdi yazacağım durmadan o eşsiz yeri, onun güzelliğini… Tabii ki tartışılmaz bile o eşsiz güzellik, o harika manzara. Ama bazen bakarken ona düşünürüm, acaba o neler düşünüyor bizim hakkımızda, içinden geçen duyguları neler… Evet ya onun da duyguları olmalı, o da hissetmeli ona karşı duyulan sevgiyi, saygıyı… Yoksa bunca güzelliğinin taşından, kiremitinden olduğunu söylemek çok büyük yanlış olur bence… Ondaki … Okumaya devam et Kız Kulesi