‘Ugh, comfortable shoes?’

Kendimden çok uzaklaştığımı, bunun anlık gelişen bir şeyden öte hayatımın içinde çözünmüş bir zehir olduğunu ve ara ara bunu fark ediyor olmama güvenmeyip, iş işten geçmeden gereken önlemleri almam gerektiğini, böyle uzun cümlelerin sağlığa zarar verdiğini derinden hissediyorum. Bildiklerimi, gördüklerimi, okuduklarımı, dinlediklerimi kim, nereye sakladı?? Bazen on yıl sonrasını düşünüp, kendimi nerede gördüğümü sorguluyorum. Her zaman olmasa da, bu aralar gözüme şu sahne geliyor: Sevdiğim … Okumaya devam et ‘Ugh, comfortable shoes?’

Karanlık Şehir

  Karanlık bir şehrin ıssız sokakları… Işıklar sönmüş, yalnız göğün aydınlığı düşüyor kente. Neyse ki ayın on dördü yeni geçti ve dolunay henüz çok şey kaybetmedi dolunaylığından… Gece seviyor bu kenti. O yüzden midir bilmem, karanlıkta düşüyor hep yağmur taneleri. Öyle narin ki gökten inenler, ıssız sokaklara şefkatli bir el olup okşuyor saçlarını. Sonra ıslanıyor artık adımlar, o adımlar ki ne bir ayak izi taşıyor, … Okumaya devam et Karanlık Şehir

Hayal Şehirden Terennümler

Güneşin kendini çekmesiyle beraber tüm kirlerin, sancıların ve acıların ortaya çıktığı, geceleri sarhoş naralarıyla şenlenen bir şehirden yazıyorum. Yazmak benim derdim. Güneş birazdan terk-i diyar edecek. İlkokul çocuklarının yanlış ezberi yeniden can bulacak. Güneş doğudan doğduğu gibi batıdan batacak. Saat mesai bitimi anını gösterdiğinde sinesine hüzün çökmüş, yorgun insanlar evlerine dolmak üzere makineleşmekten tiksinecekler. Kimi cebindeki anahtarla, kimi ona kapıyı açan umutlu, umutsuz, mutlu, mutsuz … Okumaya devam et Hayal Şehirden Terennümler

Bu Şehir

Gece sessiz, karanlık ve soğuk. Gözlerim asfalt yolda, ellerim ceplerimde. İçimde biraz korku, biraz özlem…

Fark ettim ki bu şehirde geceler sana benziyor. Sessizliği seven, karanlıklar içinde geceler. Yalnızlığı seven, bir o kadar da yalnızlığa mahkum. Batıp giden güneşi özleyen, ama elinden hiç bir şey gelmeyen. Apansızın yağmur getiriveren, böylesi değişken olduğu için içten içe kızdığım… Gizli gizli yağmayı yeğleyen. İnsanları rahatsız etmeden, saklayarak akıtan yaşlarını. Bu şehirde geceler bana seni hatırlatıyor.

Sokakları da sana benziyor buraların. Uzayıp giden dar yollar… İnsana yolunu şaşırtacak kadar karışık. Ufak bir söz söylesen yankı yapıyor. Belli ki en ufak bir sese hasret. Yürüdükçe kaybolunan, kayboldukça yürünen sokaklar… Üzerinden geçen onlarca, yüzlerce insanın hiç birini benimseyememiş, hala kendi kendine yetmeye çalışan ıssız sokaklar. Yürüdükçe yorulduğum, yoruldukça mutlu olduğum. Sonunu göremeden, bilemeden sadece yürüdüğüm sokaklar, ne çok benziyorlar sana…

Ve deniz… Abartıyorum sanıyorsun, biliyorum, ama o da sana benziyor. Kimi zaman dalgalı, kimi zamansa durgun. Gösterdiği kadarıyla sığ, ancak biraz yaklaşırsam derinliğini anlayabildiğim… Güneş doğuyorsa coşkulu bir mavi, ay doğuyorsa hüzünlü bir siyah Okumaya devam et “Bu Şehir”