Skype*

Hepinizin malumatı üz’re, güneşin ‘Bunun ortası yok mu?’ dedirttiği bir devirden sesleniyorum. Her şeye rağmen bu günler, güzel günler (‘Şey’ kelimesini, ‘Her’ kelimesinden kim ayırdıysaa…) Çünkü ben şimdi bu güzel gecenin yazısını yazarken, camdan hafif serin bir rüzgâr odaya doluyor tüm zarafetiyle. Zarafet, çünkü hafif serin hava sıkmaz. Huzur verir. Tenini okşar. Yalnızlığını giderir. Şikayetçi olunacak hiçbir yanı yoktur. Gördüğünüz gibi keyfim yerinde. Nasıl oldu … Okumaya devam et Skype*

Düşmesin Bu Kıvılcım

Bakıyorum da yine ayrı düştük be dost. Aramaz olduk yine cana en yakın olanı. Yaşananlar hâlâ dimdik kalabilirlerdi isteseydik, sadece yıllanmış olurlardı, sadece yaşlanmış bir parça. Birazcık da unutkan belki. Demem o ki, yaşarlardı bir şekilde. Ama istemedik galiba, ya da bilmiyorum tam olarak ne; ‘anı’ oldular artık, ‘merhum’ ettik, gömdük onları, olmayan vefamız ve bir türlü bitmeyen işlerimizle.

Okumaya devam et “Düşmesin Bu Kıvılcım”