Müptela

… Yazmak için çabaları boşunaydı genç adamın, Düşünüyordu saatlerdir, Ancak aklındaki binlerce kelime kağıdın üzerinde düzenli bir şekilde dizilmiyorlardı, Hem bu çaba yersiz değil miydi? O binlerce kelime bir ahenk içinde kendiliğinden dizilmeliydiler öncelikle, Daha sonra genç adama sadece dizilen o kelimeleri kağıda dökme işi kalmalıydı, Evet onca yazma çabasının içinde kelimelere telkinler vermenin yanlış olduğunu anladı genç, Ama yinede yazmalıydı genç, Çünkü bir abisinin … Okumaya devam et Müptela

Bahçedeki Salıncak

“Bu kentin her yanını unuttuk.”* En son ne zaman hissettiniz kalbinizin attığını? En son ne zaman nabzınızın farkına vardınız? Yaşamayı fazla abartıyoruz. Hayır, yanlış anlaşılmasın: Yaşamayı o kadar abartıyoruz ki, yaşadığımızı unutuyoruz. O kadar kapılıyoruz ki dünyaya ve saçma telaşına, kalbimizi duymuyoruz bile. Stres. 2000lerle girdi hayatımıza. Ya da 2000lerde tavan yaptı, zirveye yükseldi, popüler oldu falan. Her gün yeni bir olayla çıkıyor karşımıza. Sürekli … Okumaya devam et Bahçedeki Salıncak

Satın Alınan Kumbaradaki İroni

Şehirlere renk verecek olsam eğer,

İzmir gri olurdu.

Ama yine de penceremde kuşlar ötüyor sabahları. 

Ne mutlu bana ki bu defa yazıma uykudan yana şikayetlerle başlamadım. Şiircik yazdım. Devamında da yine bir parça ben: Yaz tatiline ertelenen planların akıbeti. Ve Snoopy!

Sene içinde, bu defa gerçekten çok yoğundum. Zaten hepiniz şahit olmak durumunda bırakıldınız önceki yazılarımla. Neyse. Yani, yaz için mutlu ve verimli olacağını hayal ettiğim planlar yapmam hoş karşılanabilirdi. Hele tatilden önceki son iki ay, ‘ömrümden ömür gitti’ sözünün gerçekte ne olduğunu, bu mahalde ‘ilmel yakin’den ‘aynel yakin’ e terfi edecek şekilde öğrendiğimden şüpheniz olmasın. Bu yüzden, yaz, beni bekleyen yoğun bir araştırma-üretme-hedeflerime ulaşma zamanıydı. Öyle hayal etmiştim. Sonra başladı tatil. Geldim İzmir’e. Ev ‘dandini’. Tadilat vardı ve ben yaklaşık bir ay boyunca çantalardan çıkamadım. Gerçek anlamda. Hiçbir eşyamı çıkaramadım yanımda getirdiğim çantalardan. Dolabım yok! Pencerelerde perde, yerde halı yok. Daha fazla anlatamaya dayanamayacağım, gerisini hayal gücünüzle doldurun.

Durum böyle olunca, erteleme davranışım devam etti. ‘Tadilat bitince başlarım’lar başladı. Ama tadilatlar bitmedi. Siz siz olun, evinizde tadilat Okumaya devam et “Satın Alınan Kumbaradaki İroni”

Editörden ;)

Ey hayat.

Ünlem koymayacağım, kendini bi’ halt zannetmeni istemem.

Ama ‘sıkı çalışma’larını takdir ettim. Uzatıp durduğun ekşi limonların, koleksiyonu yapılası.

Akıl öyle karmaşık ki, herhalde tam anlamıyla çözülmesi, kıyameti falan bulacak.

Bazen de çok gereksiz.

Yanlış mıyım, sonuçta gecelerce uyuyamadığımız o anlarda, sebebi deli gibi düşünmelerse ve düşünmeyi akıl sağlıyorsa şayet, bazen, tamam çoğu zaman, müdahale edebiliyor olmak istiyorum.

Bir düğme, bir tuş? Olmaz mı? Peki.

Ama düşünsene, çok canını sıktığında çıkarıp kafanın Okumaya devam et “Editörden ;)”

Bob Dylan’ın Nergis Sevgisi

Geçenlerde Üsküdar’a bahar gelmişti. Gökyüzünü elimizden alan perdeleri sonuna kadar açmıştık. Pencerelerin açılacak sadece iki kanadı olması çok acıklıydı. Coşku insanın damarlarına bir kere doldu mu, hep daha fazlasını istetiyor. Sonra tüm aile pencereden atlamıştık. Tüm aile dediysem pencere kanadından sığabilen kadarımız. İlk coşku anının geçmesiyle, sıranın, arkada atlama sırasını bekleyen kişiye gelmesi aynı sürede oluyor olsa gerek, yarımız pencereden atlamamıştı. Korkmuş olduklarını söylemeyeceğim. Heyecanın alışkanlığa dönüşmesi sınırındaydılar ne de olsa. Korkacak bir şey yoktu, yukarısı pamuk aşağısı nergis doluydu. Nergisler bayıltıcı kokular saçarken bu paragrafın bitmesi gerektiğini düşünüyordum. Okumaya devam et “Bob Dylan’ın Nergis Sevgisi”